BAŞARININ SIRRI YUŞA B. NÛN

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun, önceki peygamberlerden biri düşmanla savaşmaya (cihada) çıktı. (Hareketinden önce) ümmetine şöyle seslendi:

– Bir hanımla evlenmiş olup onunla henüz gerdeğe girmemiş olan, yaptığı evin henüz çatısını çatmamış olan, gebe koyun veya deve alıp yavrulamasını bekleyen kimse peşime düşmesin! Bu sözleri söyledikten sonra yola çıktı. İkindi sularında (düşman) yurduna vardı. Güneşe hitaben: Sen de emir kulusun, ben de emir kuluyum dedi; sonra Allah’ım onun batmasını geciktir, diye dua etti. Bunun üzerine güneş olduğu yerde kaldı ve Allah, güneş batmadan peygamberine zafer nasip etti.

Peygamber ganimeti topladı. Sonra o ganimeti yakmak için gökten ateş indi fakat ganimeti yakmadı. Bunun üzerine Peygamber:

– İçinizde ganimetten mal aşırmış olanlar var. Haydi her kabileden bir temsilci benimle tokalaşıp biat etsin!

Tokalaşma esnasında bir kişinin eli peygamberin eline yapıştı. O zaman Peygamber ona:

– İhanet eden sizdedir. Derhal senin kabilene mensup kişiler gelip bana biat etsinler!

Biat esnasında iki ya da üç kişinin eli peygamberin eline yapıştı. Bu defa peygamber onlara:

– Ganimetten aşırılmış olan mallar sizdedir! dedi.

Bunun üzerine o adamlar, sığır kafasına benzer altından yapılmış bir baş getirdiler. Peygamber o başı alıp (ganimetlerin arasına) koyunca ateş, ganimeti yaktı, kül etti. Zira ganimet bizden önce hiçbir peygamber (ve ümmetin)e helâl değildi. Allahu Teâlâ zaaf ve aczimizi bildiği için onu bize helal kıldı.”[1]

Kıssadan Çıkarılacak Dersler

  1. Hadiste sözü edilen peygamber Kadı İyâz, İmam Suyutî ve İbni Hacer’e göre Yûşa b. Nûn aleyhisselam’dır. Fethettiği şehir ise Filistindeki Erîha’dır. Bu tafsilat Hâkim’in, Ka’bu’l-Ahbâr’dan kaydettiği bir rivayette gelmiştir.
  2. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sık kullandığı bir metodu kullanarak, geçmiş ümmetler ve peygamberlerden örnekler vererek ümmetini eğitmeyi amaçlamıştır.
  3. Evlendiği hanımla henüz gerdeğe girmemiş, yaptığı evin çatısını çatmamış ve aldığı hayvanlar henüz yavrulamamış olanların savaşa çıkmaması emri, bu tür hallerin yapılan işe sıkı sıkıya sarılmaya, sıdk ve ihlas ile o ameli yapmaya engel olacağını göstermektedir. O halde ciddi işler, tam anlamıyla o iş için hazır olanlara verilmelidir.
  4. Hadis, ciddi ve mühim işlerin, kalbi sakin, iradesi sağlam kimselere verilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Çünkü; meşguliyeti, takıntısı olan kimsenin azmi zayıf, şevki az olur. Elbette ki kalbin alâkası ikiye, üçe bölündü mü diğer organların faaliyeti zayıflar ve verim düşer.
  5. Hadis, evlilik, inşaat, hayvan yavrusu beklemek gibi dünya ziynetlerinin kişinin kalbini ciddi surette meşgul edip tûl-i emel denen ebedî yaşayacakmış düşüncesine atıp, ciddi şekilde ahirete yönelmeye engel olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. İnsanı böyle bir tehlikeye atan dünyalıkların bu üç şeyden ibaret olmadığını, başka şeylerin de aynı ölçüde insanı etkileyebileceğini, hadisin Said bin Müseyyeb rivayetinde gelen şu ziyade ifade etmektedir: “…veya geri dönme ihtiyacı içinde olan kimse de (benimle gelmesin).”
  6. Bu kıssa bize İslam’daki zaferin ve başarının sırrının, sayının veya teçhizatın çokluğundan öte Allah’a olan imanda, takvada ve ihlasta olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. İlim ve hikmet sahibi olan peygamberlerin ve onların yolundan gidenlerin takip ettikleri yolun da bu yol olduğunu açık bir şekilde görmemiz mümkündür. Mesela 80.000 kişilik ordusuyla 100.000 kişilik düşmana karşı yola çıkan Tâlut gibi… Ordusunu imtihana tabi tutup 76.000 kişiyi elemiş, sayısını 4.000 kişiye indirip 100.000 kişiye karşı galibiyet alarak dönmüştür. Bunun sırrı hiç şüphesiz, o 4.000 kişinin sağlam bir imana, takvaya ve ihlâsa sahip olmalarıydı.
  7. Bu kıssa bize, yapılacak herhangi bir amelde başarılı olmanın öncelikle o hedefe inanıp bütün benliğimizle hem bedenen hem de ruhen hedefe kilitlenmemizin gerekli olduğunu işaret etmektedir. Aksi takdirde bedenin sahada fakat aklın ve ruhun geride kalması, hedefe ulaştırmayacağı gibi sahada zarar vermesi de söz konusudur.
  8. Peygamberin güneşe “Sen de emir kulusun, ben de emir kuluyum” demesi, her şeyin Allah’ın emriyle hareket ettiğine ve Allah’ın bir şeyin olmasını dilediğinde sadece ona “Ol!” demesinin yeterli olduğuna işaret etmektedir. Bu da peygamberin Allah’a olan imanını ve tevekkülünü göstermektedir.
  9. Bu kıssada Filistin’in Eriha şehrini fetheden Yûşa b. Nûn’un yolunu takip eden Selahattin Eyyûbi’nin Kudüs’ü de aynı yol ile fethettiğini görmekteyiz. Nitekim Selahattin Eyyûbi Kudüs’e cihadı, ordusunun tam manasıyla takva ve sünnete sarıldığını gördükten sonra emretmiştir.

Selahattin Eyyûbi bir gün hutbe verdiği esnada bir genç bağırır. “Kudüs’e cihadı emret, başka ne konusundan bahsediyorsun!” der. Selahattin Eyyûbi cevap vermez. Cumartesi sabah namazına durmadan önce Selahattin Eyyûbi sorar: “Dün bana hutbede cihadı emretmemi isteyen genç nerede?” Ses yok… Çünkü genç gelmemiştir. Selahattin Eyyûbi der ki “Vallahi! Cuma namazına gelenler, sabah namazına gelmedikçe Kudüs’e cihadı emretmeyeceğim!”. İşte bu olayda da Müslümanların kesin olarak bilmeleri gerekir ki başarının, zaferin şartı Allah’tan korkmaktır.

  1. Peygamberin aynı şekilde “Ben de emir kuluyum.” demesi, bizim kendi başımıza, kendi kafamıza göre hareket edemeyeceğimizi ancak Allah’ın emrettiği emirler doğrultusunda hareket eden Allah’ın memurları olduğumuzu hatırlatmaktadır. Biz Müslümanlara emirlerimizi, emretmenin ve hükmetmenin sahibi olan Allah’tan aldığımız hatırlatılmaktadır.
  2. Ganimet, önceki ümmetlere haramdır. Düşmandan elde edilen ganimetlerin hiçbirinden istifade edilmemektedir. Ganimet, bir yere yığıldıktan sonra, kazanılan zaferin şükranı olarak bir nevi kurban kılınmakta idi. Gökten inen ateşin bunu yakması, kurbanın kabul edildiğine delil oluyordu. Rivayette, ganimete çalıntı girmesi sebebiyle ihlâs yok olduğu için ganimeti ateş yakmamıştır. Said bin Müseyyeb’in rivayeti, bu ateşin insanlar tarafından yakılmayıp gökten indiği hususunda sarihtir.
  3. Hadis, sefihlerin fiilleri sebebiyle bir cemaatin cezaya maruz kalacağına delil olmaktadır.
  4. Hadiste “Gök cisimlerinin hareketleri ve seyirleri değişmez.” diyen materyalistlere reddiye vardır.
  5. Cihad, bu ümmete farz kılındığı gibi geçmişteki ümmetlerin bir kısmına da farz kılınmıştır.
  6. Hadiste anlatılan iki üç kişinin ellerinin peygamberin eline yapışması hadisesi, bir mucizedir. Çünkü normalde, tokalaşan eller birbirinden ayrılır. Ancak Allah her şeye kâdirdir.
  7. Peygamberler gaybı bilmezler. Onlar gaybın ancak Allah’ın kendilerini haberdar ettiği kadarını bilirler. Kendiliklerinden bilemezler.

[1]. Buhârî, Humus 8: Müslim, Cihâd 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir