AMELLERİN ETKİLERİ

Ebû Mâlik Hâris bin Âsim el-Eş’arî (r.a)’den, dedi ki:

Rasûlullah şöyle buyurdu:

“Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Subhanallah velhamdülillah (demek) gökle yer arasını doldururlar -ya da doldurur-. Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır (delildir). Sabır bir ziyadır (ışıktır, aydınlıktır). Kur’an ise lehine veya aleyhine bir delildir. Bütün insanlar sabahleyin giderler. Kimisi nefsini satar, azad eder; kimisi de onu helake götürür.”

(Müslim, Taharet 1)

Hadisi rivayet eden sahabi Uhud gazisi olan Hâris bin Âsım el-Eş’arî radıyallahu anh’dır. Bu değerli sahabi, Hz. Ömer’in hilafetine kadar yaşamış, hayatının bir dönemini Mısır’da geçirmiştir. Hicri 18. Yılda Ebu Ubeyde ve Muaz radıyallahu anhuma ile aynı günde bulaşıcı hastalıktan dolayı vefat etmiştir.[1] 

Temizlik İmanın Yarısıdır

Bulaşıcı hastalıkla imtihan edildiğimiz bu günlerde toplum olarak en çok duymaya alıştığımız üç kelimeden biri “temizlik”. Teknoloji ve maddi imkanlar konusunda zirveye çıkan! insanlık nedense temizliği gözünden kaçırmış olacak ki yeni yeni öğrenme ihtiyacı duyuyor.

İslam hem maddi hem de manevi temizliğe şaşılacak bir şekilde değer vermektedir.

Namazın sahih olması için abdesti, elbisenin ve kılınacak yerin temizlenmesini, gerekli durumlarda gusletmeyi, yemek öncesi ve sonrasında ellerin yıkanmasını, sık sık dişlerin misvaklanmasını, tuvalet sonrası taharetlenmeyi, büyük küçük her türlü pislikten kaçınmayı emretmektedir.

Temizliğin meşhur olan hikmetlerinden bazıları şunlardır; günahlara kefaret olması, şeytanı defetmesi, kızgınlık ve gazap sebebiyle meydana gelen hareketi gidermesi, dünyada vücudun uzuvlarını yıkayanların, ahirette güzelleşmesi.

Allahu Teâlâ insanlara elbiselerini temiz tutmalarını, pislikten arınmalarını ve tertemiz olmalarını emretmiştir, Rasûl-i Ekrem bu konuda müminlere örnek olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de “Orada tertemiz olmak isteyen kimseler vardır. Allah da tertemiz onları sever” (Tevbe, 108) hükmü beyan buyurulmuştur.[2]

Âlimler “Temizlik imanın yarısıdır” diye tercüme edilen “Taharet imanın yarısıdır” cümlesiyle alakalı farklı açıklamalar yapmışlardır, kısaca bakacak olursak; 

1- Burada sözü geçen taharet; günahları terk etmek, masiyetleri ve helak edici büyük günahları bırakmak suretiyle temizlenmek demektir. Çünkü temizlenmek bu anlamda da kullanılır.

3- Taharetten kasıt küçük ve büyük hadesleri (abdestsizlik halini) su veya teyemmüm ile kaldırmaktır. İmandan kasıt da namazdır. Çünkü Kur-an’ı Kerim’de namaza “İman” denmiştir.

4- Taharetten kasıt, abdest almaktır. Çünkü abdest küçük günahlara kefarettir, iman da büyük günahlara kefarettir. Bu bakımdan taharet imanın yarısı gibi değerlendirilir.

5- İmanın gereği olan bazı amel ve sözler kalbi temizler ve arındırır. Su ile alınan taharet de bedeni arındırıp temizler.[3]

“Elhamdülillah mizanı doldurur. Subhanallah velhamdülillah (demek) gökle yer arasını doldururlar -ya da doldurur”

Hadisi şerif “Subhallah ve Elhamdulillah” zikirlerine dikkat çekmektedir. Bu cümlelerin Mizan’ı, gökleri ve yeri sevap ile dolduracağı ifade edilmiştir.

Mizan; ahirette hesaptan sonra herkesin amellerinin tartıldığı ilahî adalet ölçüsüdür. İç yüzü bizce bilinemeyen mizan, dünyadaki ölçü aletlerinin hiçbirine benzemez. Tartıda iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek, hafif gelenler ise cehenneme gideceklerdir.[4]

Zikir kelimesi “Sözlükte; anma, hatırlama, bir şeyi zihinde hazır etme, bir şeyi dile getirme, hatırlatma demektir. Kavram olarak ‘zikir’; Allah’ı anmak üzere yapılması veya söylenmesi tavsiye edilen, hamd, dua, ibadet ve övgü gibi fiil ve sözlerdir.”[5]  

Allahu Teâlâ kulun kendisini çokça anmasını, bolca zikretmesini seviyor ve bunu talep ediyor; “Beni anın (zikredin) ben de sizi anayım, bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152)

Her durumda O’nu zikredenleri över; “Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler (anarlar).” (Âl-i İmran, 191)

Kalp dilden etkilenir. Dilden çıkan sözler kalbi yönlendirir. Gün boyu ağzımızdan çıkan her söz bizim lehimize ya da aleyhimize dönecektir. Kıyamet günü hesap verirken zikirsiz geçen günlerimiz bizim için pişmanlık olacaktır. Sürekli zikretmeye çalışan, dili zikre alışan insanların farklı hayırlı işleri yapmaya muvaffak olduğunu göreceksiniz. Sıkıntılarının nasıl gittiğini, kalplerinin yumuşadığını yer yer Allah için gözyaşı dökebildiğini fark edeceksiniz. Yapamadığımız bir hayrı, kaçırdığımız bir ibadeti tekrar kazanmak istiyorsak dilimizi zikre, gönlümüzü fikre açmalıyız.

Sıkıntıdan kurtulmak, darlıktan çıkmak için zikre sarılmamız gerekiyor;

“Kim çokça istiğfar ederse, Allah ona her üzüntüden kurtuluş yolu, her darlıktan çıkış fırsatı verir. Bunun yanı sıra ona ummadığı, hiç beklemediği yerden rızık ihsan eder.”[6]

Her çeşit ibadet ve zikir, insanı Rabbine yaklaştırır. Kendisinin O’nun koruma ve gözetiminde olduğu duygusunu verir; bağışlanma umudu güçlenir, içinde gönül rahatlığı oluşur, üstüne sekînet ve huzur iner. “İyi bilin ki kalpler, ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur, huzur bulur.” (Ra’d, 28)

“Allah’ı çok zikredin; umulur ki bu sâyede kurtulursunuz.” (Cum’a, 10)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Allah’ı zikretmenin insanın içinde huzur ve sükûnet yaydığını dile getirmiştir: “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere otururlarsa, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilere (meleklere) zikreder.”[7]

– Gün içerisinde zamanımızı zikirle değerlendirelim.

– Arabayla yolculuk yaparken ezbere bildiğimiz sûre ve zikirleri tekrarlayalım.

– Günde yüz defa “istiğfar” etmeye çalışalım. “Estağfirullah ve etubu ileyh” (Allah’ım işlediğim günahlarımdan dolayı af talep ediyor ve bir daha yapmamak için çalışacağıma dair söz veriyor ve sana dönüyorum)

– İşe, okula giderken, yolda yürürken, uyumak için yatağa girerken elimizde tesbih olsun olmasın Allah’ın en sevdiği cümleleri tekrar tekrar söylemeye çalışalım “Subhanallahi ve bi hamdihi” (Allah’ım seni her türlü eksiklikten tenzih ediyor ve sana hamd ediyorum)

 – Allahu Teâlâ müttakilerin özelliklerini sayarken “Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi” (Zariyat, 18) buyurmaktadır. Seher, imsak vaktinin hemen öncesidir yani sabah namazı vakti girmeden önceki vakit. O vakitte Allahu Teâlâ, kullarına seslenir “Yok mu istiğfar eden, yok mu af talep eden, yok mu bir şeyler isteyen?” der. İşte bu vakitler bulunmaz hazine kadar değerlidir. Bu vakitte kalkıp gece namazı kılmak ve dua etmek Allah’ın en sevdiği amellerdendir.

“İş, güç, yorgunluk bizi gece namazından alıkoyuyor” diyenler için yapılabilecek hayır bir amel; seher vaktinde alarm kurmak ve uyanıp Allah’ı zikrederek tekrar uyumak. Gece namazımız yoksa bari zikrimiz olsun, denemeye değer! Alarmı kurup uyanınca yüz defa istiğfar edip tekrar uyuyun kısa bir zaman sonra farkı göreceksiniz…

Zikrin en faziletlisi Allah’ın kelamını okumak, tekrarlamak ve anlayıp yaşamaya çalışmaktır. Bu amellerden geri durup Kur’an yokmuş gibi yaşayanlar dipsiz kuyuya düşmüş fakat farkında olmayan kişilerdir.

“Rahman olan Allah’ı zikretmeyi (anmayı) görmezlikten gelene (bundan yüz çevirene) yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.” (Zuhruf, 36)

Kim ki Rahman’ın zikri olan kitabını görmezlikten gelir, gözünü ona karşı kör yapar ve kitaptan habersiz bir hayat yaşamaya kalkışır, Kur’an’a göz yumar, Kur’an’ı göz ardı eder ya da kitaba karşı gözünü bozar, bakışını bozar, “Biz kim, bu kitabı anlamak kim! Biz nerede, bu kitabı anlamak nerede? Bu kitabı ancak büyük zatlar anlar! Onu anlamak şöyle dursun, onu elimize almaya bile lâyık değiliz!” diyerek kim ki kitaba karşı (bu şekilde) bakışını bozarsa, biz de ona bitişik, ona yapışık, onun yanından hiçbir zaman ayrılmayan bir şeytanı arkadaş yaparız diyor Rabbimiz.[8]

“Namaz Bir Nurdur”

Türkiye’de yeni yapılan bir araştırmada vatandaşa “Ne sıklıkta namaz kılarsınız? Lütfen size uygun seçenekleri belirtiniz.” denildi.

Gelen cevaplara göre oranlar şöyle sıralandı;

Namaz kılmam: %38

Tüm vakit namazlarını kılarım: %24,4

Cuma namazlarını kılarım: %17,8

Ara sıra vakit namazlarını kılarım: %14.5

Bayram namazlarını kılarım: %13,1

Ramazan’da vakit namazlarını kılarım: %11,6

Şükür namazlarını kılarım: %10,4

Günde 3 vakit namazını kılarım: %3,8 [9]

Kılanı miraca çıkaran, terk edeni fasıklaştıran en büyük ibadet olan namaza dair yapılan bu araştırma, içler acısı halimizi gözler önüne sermektedir.

Maalesef toplum olarak durumun ciddiliğini kavrayamadık. Olayın vahametini tam kestiremedik. “Kılanlar sevap alır, terk edene saygım var” düşüncesi yerine “Baş gider farz gitmez” düşüncesi yerleşmedikçe toplumsal huzuru yakalamak çok zor görülüyor. 

Bu hadisi şerifte kıyamet günü imandan sonra ilk hesaba çekileceğimiz amel olan namazın insanın yüzünü, önünü ve hayatını aydınlatan bir nur olduğu haber verilmektedir.

“Sadaka Bir Burhandır (delildir)

Sadaka kişinin imanına delalet eden bir alamettir. İman eden kişi “rızkı veren Allah’tır. O, beni rızıksız bırakmaz” diyerek cömert davranacak ve gönül zenginliğini hissederek fakirlikten kurtulacaktır.

Sadakanın bazı faydaları;

– “Kulların sabaha eriştiği her gün (yeryüzüne) iki melek iner. Bu iki melekten biri, “Allah’ım, malını hayır yolunda harcayan kişiye (harcadığı malın yerine) yenisini ver.” der. Diğeri de “Allah’ım, malını (hayır yollarında harcamayarak) elinde tutan (cimrilik eden) kişinin malını telef et.” der.” [10]

-Verilen sadakaların yerini Allah doldurur.

“Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe, 39)

-Sadaka veren kişi kendini zengin hisseder.

-Sadaka vererek kullara yardımcı olan kişiye Allah yardım eder, bitmek tükenmek bilmeyen hazinelerinden verir

-Cömert olan kişi Allah’a ve cennete yaklaşır.

-Sadaka belayı ve kötü ölümü def eder.

-Kişinin rızkına bereket katar

Yaratılış itibarıyla dünya malına düşkün olan insan, sadaka vererek nefsiyle mücadele etmiş ve Allah yolunda fedakârlık yapabileceğini göstermiş olur.

“Sabır Bir Ziyadır (ışıktır, aydınlıktır)”

‘Sabır’ darlıkta kendini tutma, kontrol etme demektir. Sabır, aklın ve şeriatın gerektirdiği durumlarda nefsi hapsetme, kendine hâkim olmaktır.[11] 

Sabır genelde üç kısımda izah edilir;

  1. a) Başa gelen musibetlere karşı sabretmek; hastalık, ağrı sızı, yakınların vefatı ya da maddi zorluklar karşısında gösterilen tavırdır.
  2. b) Farz ve vacipleri eda ederken yapılan sabır;

Bir ibadetin farz ya da vacip oluşu terkinden dolayı cezanın var olduğunu ifade eder. Allah’ın vereceği cezadan sakınan ve cennetini arzulayan bir Müslüman’ın yazın sıcağında tuttuğu bir oruç, sabahın ilk vaktinde uykusunu bölerek kıldığı bir namaz, soğuk bir havada buz gibi bir suyla aldığı bir abdest bu konuda sabrın ne demek olduğunu çok güzel anlatır…

  1. c) Haram ve mekruhları terk etme konusunda gösterilen sabır;

Etrafımız haram ve mekruhlarla çevrili olduğu için bu konuda mücadele etmenin zorluğunu her Müslüman çok iyi bilir. Bu durum ateşe girip yanmamaya benziyor. Birçok kişi farzları yapmakta herhangi bir zorluk çekmezken, günahlardan kaçınmakta zorlanmaktadır.

Toplum olarak gidişatımız iyi değil. Günahlar sıradanlaşıyor. Eskiden büyük bir suç gibi görülen hatalar şimdilerde çok basit görülüyor. Kendimize çeki düzen vermeliyiz. Bizi çepeçevre kuşatan günahlara açık kapı bırakmamalıyız. Manevi çöküş hızlanıyor, yuvalar dağılıyor, insanlar bunalıma giriyor. Bu girdaptan kurtulmanın ilk adımı Allah azze ve celle’ye yalvarmaktır. “Ya Rabbi şu şu günahlarımdan beni kurtar!” dememizdir. Daha sonra bizi günaha sevk eden ortam ya da arkadaşlardan uzaklaşmaktır. Denildiği gibi “Günahları terk etmenin yollarından bir tanesi de günah işlemeye imkân bulamamaktır.” Dolayısıyla bizi günaha en çok sevk eden durumları tespit edip uzak durmaya çalışmamız gerekmektedir.  Allah azze ve celle bu tür bataklıklardan bizleri ve ailelerimizi muhafaza eylesin… 

“Kur’an ise lehine veya aleyhine bir delildir”

Bu cümlenin izahını yapan Abdullah bin Mesud der ki: “Kur’an Kıyamet günü gelir ve sahibine şefaatçi olup onu cennete götürür yahut da aleyhine şahitlik ederek onu cehenneme doğru sürükleyerek iter”[12] Her harfine on sevap yazılan, okunan yere rahmet ve huzurun indiği bildirilen yüce kitabımızı okuyup anlamaya ve içeriğiyle amel etmeye ihtiyacımız var. Birey, toplum ve devlet ya Allah’ın indirdiği bu ayetleri okuyup uygulayacak ya da zillet içerisinde yaşamaya razı olacaktır. Evet, görevimiz sadece okumak değil aynı zamanda amel etmekti. Fakat biz amel etmediğimiz gibi okumayı da terk eder olduk. Her gün bir cüz okumayı adet haline getirenlerin yerini haftada bir iki sayfa okuyabilenler almaya başladı. Elimize Kur’an’ı alamıyorsak eğer elimizden bir türlü bırakamadığımız telefonlardan okumaya çalışalım ve günlük olarak kendimize bir hedef belirleyelim.

Kimi beş sayfa okurken kimi on sayfa okusun ancak bu ödevi asla terk etmesin. Sonuçta “Amellerin en faziletlisi az da olsa sürekli yapılandır.” Böyle yaparsak eğer maneviyatımız yükselir, Allah’a yaklaşarak şeytandan uzaklaşabiliriz. Allah okumayı ve anlamak için gayret edebilmeyi nasip eylesin.

“Bütün insanlar sabahleyin giderler. Kimisi nefsini satar, azad eder, kimisi de onu helaka götürür”

Her insan hareket eder, çalışır çabalar. Kimisi hayrın peşinden gider, kula kulluktan kendini azad eder. Bazıları da nefsini doyurmak, şehevi isteklerini yerine getirmek için çalışır didinir, Rabbine karşı nankörlük eder. O’nun rızasını kazanmak için en ufak bir çalışmayı dahi zül görür. Kendini özgür zanneder ancak o ya paranın ya nefsinin ya da kendisi gibi aciz bir kulun kölesi olmuş ve helaka doğru koşarak gitmiş olur.

Bize düşen görev gece yatağa girince o gün içerisinde yaptıklarımızın muhasebesini tutmak ve hatalarımızı hatırlayarak nefsimizi hesaba çekmektir. Hz. Ömer’in dediği gibi “Hesaba çekilmeden önce nefsinizi hesaba çekiniz” …

Hadisten Çıkarılacak Dersler

  1. Abdest, zikir, namaz, sadaka, Kur’an-ı Kerim, bunların her biri müminin hayatında ayrı ayrı yer ve rol sahibi değerlerdir.
  2. Sabır, zafer ve başarının temel şartıdır. Zira “Allah’ın yardımı sabredenlerle beraberdir.”
  3. Günlük hayat bir pazar sahnesidir. Her Müslümanın bu hayat pazarında “iyi bir Müslüman” olarak yerini alması gerekmektedir.[13]

[1]. El cevahirul lu’luiyye S. 259, Nubuvvet pınarından kırk hadis S. 252.

[2]. Şamil İslam A./ Taharet

[3]. Ana çizgileriyle İslam/ 299.

[4]. İslam İlmihali 1, TDV Yayınları

[5]. Kavramlar ansiklopedisi/ Zikir

[6]. Ebu Davud/ Vitr 26.

[7]. Müslim, Zikir 25, 30, hadis no: 2689, 2700, 4/2069; Tirmizî, Deavât 7, hadis no: 3375, Kavramlar Ansiklopedisi/Zikir

[8]. Besairul Kur’an, Zuhruf suresi 36. ayet

[9]. https://www.yeniakit.com.tr/haber/turkiyede-tum-vakit-namazlarimi-kilarim-diyenlerin-orani-1500154.html

[10]. Buhârî, Zekât, 27.

[11]. Kavramlar Ansiklopedisi/ Sabır

[12]. Camiul ulumi vel Hikem

[13]. Riyazus salihin şerhi/ Erkam yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir