İSRAİL İLE NORMALLEŞME

Son zamanlarda Müslümanların gündeminde olan temel meselelerden biri de bazı Arap ülkelerinin İsrail ile “normalleşme” girişimleri. Bu girişimler dünyanın geri kalanında yankı bulduğu gibi İslam âleminde de ses getirdi.

Fakat genel olarak Müslüman çevreler, en fazla kendisini ilgilendiren bu meseleye dair maalesef esaslı bir araştırma ve eylem içerisine girmedi. İsrail tarafından işgal edilen İslam topraklarının ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in miraca yükseldiği mübarek Mescid-i Aksa’nın statüsünü yakinen ilgilendiren bu mesele, Müslümanların odağından uzak kaldı.

Biz inşallah bu yazımızda normalleşme girişimlerini genel olarak özetleyecek, buna karşı İslami yaklaşımın nasıl olması gerektiğini ele alacak ve meseleyi tahlil etmeye çalışacağız.

İsrail ile Normalleşme Girişimleri

İsrail ile İslam ve Arap ülkeleri arasındaki normalleşme girişimleri, İsrail’in kurulmasının hemen sonrasına, 1949 yılına kadar uzanmaktadır. İsrail ile ilişkilerini düzelten ilk ülke 1978 Camp David Anlaşması ve 1979 Barış Anlaşması ile Mısır olmuştur. 1994 yılında da Ürdün, İsrail ile barış anlaşması imzalamıştır. Bu girişimler İslam âleminde tepkiyle karşılanmış, bilhassa Mısır’ın çağdaş firavunları, Camp David sonrasında Mısırlı Müslümanların hedefi olmuştur.

Son dönemdeki normallaşme girişimlerine dair söylentiler ise 2017 yılında ortaya atılmış, 2018 ve 2019 yıllarında İsrail’in Körfez Ülkeleri ile gizlice görüştüğü ifade edilmiştir. İsrail’in yolsuzlukla suçlanan Başbakanı Bünyamin Netanyahu bu süreçte Sudan ile de görüşmeler gerçekleştirmiştir.

Tüm bu girişimlerin, diplomatik ve istihbari temasların ardından, İsrail ile ilişkilerini normalleştiren ilk ülke Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmuştur. Müslüman âleminde nerede İslami bir girişim varsa onun karşısında yer alan, mazlumlara karşı zâlimlerle saf tutan, emperyalist tağutların kapı kulu olmayı sürdüren BAE’nin böylesi şerli bir çığırda başı çekmesi doğaldır.

BAE’nin yanı sıra Kosova ve Bahreyn de İsrail ile ilişkilerini “normalleştirmiş”, bunun yanı sıra Suudi Arabistan, Sudan ve Umman’ın da İsrail ile “normalleşmek” için girişimleri sıklaştırdığı rapor edilmiştir.

“Onlar, müminleri bırakıp da kafirleri veliler edinirler. (Yoksa) izzeti onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz ki bütün izzet Allah’a aittir.” (Nisa, 139)

Üstelik bu iki şerli müttefik, BAE ve İsrail, emperyalist tuğyanın başı olan ABD öncülüğünde yaptıkları anlaşmalarına Allah’ın peygamberi İbrahim aleyhisselam’a atıfla “İbrahim Anlaşmaları” adını vermiştir. Tevhid, mücadele, sebat ve izzet peygamberi olan İbrahim aleyhisselam, münafıkların ve mücrimlerin zilletinden uzaktır. Bu zâlimler, 1,5 milyarlık İslam ümmetiyle alay edercesine anlaşmalarına bu ismi vermişlerdir.

Allah bu dünyada Müslümanlarla alay ettikleri gibi, dünyada ve ahirette onları zelil edecektir.

Normalleşmek ne demek?

“Normalleşme” ifadesine her ne kadar aşina olsak da bu ifadenin anlamını tahlil etmek bize meseleye daha geniş bir açıdan bakma imkânı sunacaktır.

Normalleşme kelimesi “normal” ve “norm” kelimelerine dayanmaktadır. Türkçe sözlükte “normal” kelimesi için verilen tanım şu şekildedir:

– Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.

– Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.”

Norm kelimesinin anlamı ise şudur; yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı ölçüt, uyulması gereken kural, düzgü.

Bu açıdan, normalleşme ifadesi ile ortaya konulan anlam, uygun olmayan ve aşırı bir durumun düzeltilmesi, temel kural ve değer yargılarına uygun hale getirilmesidir. Yani İslam ülkeleri, İsrail ile normalleşerek, aşırı bir durumu düzeltmekte, olmaması gereken yanlış bir tutumu geri almakta, dünyanın ilkelerine uyumlu hale gelmektedir. İşte “modern” dünyanın üzerine inşa edildiği temel anlayış budur. Bir toprak parçasını alenen işgal eden, evlerine el koyan, halkını öldüren ve hapseden bir devlete karşı çıkmak, ona düşman olmak “anormal” görülmekte, onların işgalini kabul etmek ve hiçbir şey yokmuş gibi onlarla ilişki kurmak ise “normal” kabul edilmektedir. Oysa yaygın bir ifadeyle belirtmek gerekir ki bu kavimle barış için atılan imzalar kırılan kolları, öldürülen çocukları, anaların feryatlarını unutturmayacaktır.

İsrail ile ilişkileri “normalleştirdiğini” ifade edenlere sormak gerekir. Bir Müslüman için normal olan nedir? Allah yolunda ve mazlumlar uğrunda mücadele etmek midir? Yoksa mazlumlara savaş açan ve onların topraklarını gasp eden zâlimlere karşı mücadele etmek midir? Şüphesiz ki bizim “normal” algımızı beşerî sistemler, sözleşmeler, “modern” anlayışlar şekillendirmemektedir. Bizim “normallerimizi” Allah ve Rasûlü’nün emir ve yasakları belirlemektedir. Bu sebeple Müslümanlar için “normalleşme”, işgalci İsrail ile barışmak, onları işgal ettikleri topraklarda meşru olarak kabullenmek ve gücü, izzeti onlarla ilişki kurmakta aramak olamaz. Müslümanlar için “normal” olan, işgalciler Müslümanların topraklarını terk edene kadar Allah’ın emri doğrultusunda onlarla mücadele etmektir.

Zira “anormal” olan, Müslümanların acıları dinmeden, işgalciler Müslümanların topraklarından çekilmeden, dökülen kanların hesabı sorulmadan, Filistin topraklarında İslam’ın hükmü yeniden hâkim olmadan, İsrail gibi bir devleti tanımak ve onunla ilişkiler kurmaktır. Müslümanların topraklarını idare etmekte olan kukla yöneticiler, Müslüman toprakları adına işgalcilerle barış yapsalar da Müslümanlar hiçbir zaman İsrail’i kabul etmeyecek, mümkün olan her vesileyle işgal aleyhine çalışacaklardır.

Yazımızı, Allah azze ve celle’nin Müslümanlar için normal olanın ne olduğunu hükme bağladığı şu ayetle nihayete erdiriyoruz:

“(Ey müminler!) Yeminlerini bozan, Peygamber’i (yurdundan) çıkarmayı tasarlayan ve bununla beraber size karşı savaşa ilk önce kendileri başlayan bir toplumla savaşmayacak mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer iman edenlerdenseniz bilin ki Allah, kendisinden korkulmaya daha layıktır.” (Tevbe, 13)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir