DOYUMSUZLUK GİRDABINDAN KURTUL!

Sonu olmayan bir boşluk… Anlık hazlarla oyalayan boş hevesler… Yani doyumsuzluk girdabı…
Bitmek tükenmek bilmeyen ihtiraslar, sonu gelmeyen istek ve arzular, saadet getirsin diye çekilen boşa zahmetler, nefsi tatmin etmek için yapılan yanlışlar, gidilen kötü yollar, pişmanlık dolu hatıralar, başı tatlı, sonu çok acı olduğunu bile bile girilen çıkmaz sokaklar…
Gerçekten bu boşluktan kurtulmak istiyor musun? Kendine dönmek zorundasın. Kendini tanımak zorundasın. Kendinden bihaber olanın, boşluktan uzak olması mümkün değildir. Kendine dön ve şu soruları sor:
Ben kimim? Benim kimliğim ne? Nasıl bir insan olmalıyım? Kendim olmaktan memnun muyum? Beni kendimden uzaklaştıran sebepler neler? Niçin kendimden kaçıyorum? Değerli bir hedefim var mı? Varsa bu hedef uğruna gerekenleri yapıyor muyum?
Bu soruların cevabını bul ve asla unutma. Ardından seni boşluğa iten sebeplere yönel. Derinlerine işlemiş o acıyı bul ve yüzleş onunla. Korkma! Derin bir nefes al! Kendini asla kaybetme. Ruhunu, bedenini ve zihnini bir tek onların sahibi olan Allah’a teslim ederek gir boşluğunun ilk anına. Ne görüyorsun orada. Acılarını, gözyaşlarını, eksik ve yarım kalmışlıklarını mı? Cesaretini topla ve haykır onlara: “Sizler ile beni sınayan Rabbim, elbet sizden daha büyüktür.”
Ve sonra geçmişinin seni yönetmesine izin verme. Onları da tak koluna, koy tecrübe heybene ve koyul yola. Daha gidecek çok yol, yürüyecek çok mesafe var. İmtihanların, yol arkadaşın olsun. Ama senin sözünden çıkmayan sadık bir yol arkadaşı. Onun, seni yoldan çıkarmasına müsaade etme asla. Bunun için her an gözün açık olmalı. Geçmişinle barışmak zorundasın. Yoksa geleceğin efendisi o olmaya çalışacak. Onun kölesi olmaya mahkûm olacaksın. Buna asla müsaade etme. Kulağına küpe olsun: Travmaların, prangalarındır. Onlardan kurtulamazsan, boşluk, bir gölge gibi peşini bırakmayacak…
Peygamberi düşün. Hayatta bir kişinin karşılaşabileceği en büyük zorluklarla sınanan insan. O da bir insandı. Onun da bir duygusu, acı çeken bir ruhu, bir psikolojisi vardı. O da bir beşerdi ama şaşmadı. Yetim olarak doğdu. Ama bunu, kötülük yapmaya bir bahane olarak kullanmadı. Küçük yaşta annesini kaybetti. Ama bu eksiklik onu hatalara sevk etmedi. Bunlarla da yetmedi, sırasıyla en sevdiklerini; dedesini, amcasını biricik eşi Hz. Hatice’yi, Hz. Fatıma dışında tüm çocuklarını kendinden önce toprağa verdi. Yine kendini kaybetmedi. Çünkü onun kaybetmekten korktuğu tek şey, Rabbiydi.
Sen de kendini kaybetme. Yoksa yolunu bulamazsın. Hayatta bir tek sen acı çekiyormuşsun gibi davranma. Bu acılarla yaşamayı öğren, onlardan ders çıkar ve hayata gülümse. Sen hedefine odaklan. Gerisini önemseme. Gelip geçici dünya ne onu ne de ondaki acıları önemsemeye değmiyor. Bu hayata gelmenin bir sebebi var. Bu sebebi bulmak. Bu sebep için yaşamak ve bu sebep için ölmek en büyük kâr.
Al eline kâğıt ve kalemi, yaz hayatındaki güzellikleri, gör önündeki çeşitli nimetleri, çık artık seni boğan ve hayatını cehenneme çeviren boşluklarının içinden. İşte o zaman hayattan tat almaya, nefes almaya, huzur bulmaya ve huzur vermeye başlayacağına emin ol. Ve tabi ki Rabbine yönelmeyi unutma. Onu bulan neyi kaybeder? Onu kaybeden neyi bulur ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir