ALLAH İÇİN ŞAHİTLİK ETMEK

“Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın akrabalarınızın aleyhine de olsa adaletten asla ayrılmayın. Allah için şahidlik eden kimseler olun. (İnsanlar) Zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”

(Nisa, 135)

İnsanı istikamet üzere tutan temel etkenlerden en önemlisi doğruluktur. O doğruluk vesilesiyle nefsinin arzusuna uymaz, Allah’a ve O’nun peygamberler vesilesi ile gönderdiği şeriata iman eder, fıtratının bozulmadığını ispatlar. Doğruluk o kadar önemlidir ki onun arandığı yer olan dil kalbe tercüman olur ve tüm azaları hizaya getirir.

Salih amelin temelinde mutlaka doğru bir kalp ve doğru bir lisan vardır.

Öz eleştiri yapacak olursak biz Müslümanlar İslam ile irtibatımızı zayıflattığımız andan itibaren hayatımızdaki sabit temeller oynadı ve harabeye döndük. Temiz fıtratımız bozuldukça da dinimiz ile aramıza ördüğümüz duvarların hacmi genişledi. Birbirimize duyduğumuz güvensizlik ticaret, evlilik, akrabalık başta olmak üzere hayatımızın her yönüne yansıdı. Öyle bir noktaya geldik ki kendi kendimizden şikâyet ederek ticaret ve adalette Yahudi, Hristiyan ve putperestlerin bizden daha önde olduğunu telaffuz etmeye başladık. Yaptığımız dünyanın en büyük adalet sarayları aslında adaletten ne kadar uzaklaştığımıza bir işaret niteliğindedir.

Allahu Teâlâ bu ümmeti hem fert hem de toplum olarak adaleti ayakta tutmak ve yüce bir şahitlik vazifesi ile sorumlu tutmuştur: “İşte böylece siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat bir ümmet yaptık” (Bakara, 43), “…O size hem daha önce hem de bu Kur’an’da ‘Müslümanlar’ adını verdi ki peygamber size şahitlik etsin, siz de insanlara şahitlik edesiniz …” (Hac, 78)

Zikrettiğimiz ayet-i kerimelerde bu ümmetin hesap gününde, diğer ümmetlerin cehennem azabından korunmak için peygamberlerinin tebliğ yapmadığını söylediği anda peygamberlerin vazifelerini yaptıklarına şahitlik edeceği manası çıkmaktadır. Ancak bu sadece ahirette yapılacak bir şahitlik olmasa gerek. Çünkü Müslümanların hayatlarıyla yaşayışlarıyla yapacakları örneklikte şahitlik kavramının sınırları içerisindedir. İşte yaşayan bu şahitlik vesilesi ile nice toplumlar Müslüman tüccarların muamelelerinden etkilenerek İslam ile şereflendi. Oysa o tüccarlar İslam’a giren toplumların dillerini dahi bilmiyorlardı. Endonezya ve Malezya halkları bu vesilelerle Müslüman olmuştu.

İslam’ın adalet ve şahitlik ile ilgili bu ince emri Müslümanın bakışını bu dünyadan ahirete taşıma gayesiyledir. Bu, gerekirse Müslümanın kendi aleyhine veya en sevdiklerinin aleyhine şahitlikte bulunması belirirse bu şahitliği yerine getirmesi icap eder. Çünkü Müslüman bu dünyada adaletsizlik veya yalan şahitlik yapacak olursa buna yol bulabilir. Ancak, Allah’ın huzurunda kendisini koruyacak bir yol bulamaz. Belki yaptığı doğru şahitlik ile akrabalarının öfkesini çekse de aslında Yüce Allah’ın: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim, 6) ayetine uyarak hem kul hakkına girmekten korunmuş olur hem de akrabalarını cehennemden uzaklaştıracak bir vesile bulur.

Belki de bu şahitliği akrabalarını silkeler ve onları ahirete yönlendirir. Akrabasının aleyhine şahitlik edildiğini gören diğer taraf bundan ibret alır, bu durum onların gafletten uyanmalarına veya gayrimüslim iseler hidayetlerine vesile olur. Her ne olursa olsun “yalan söylemeden ticaret yapılmaz” denen günümüzde belki de İslam’ın tekrar kaim olması için bir temel atılmış olur.

Âlimlerin Ayet ile İlgili Görüşleri

İbni Kesir rahimehullah Tefsirul Kur’anil- Azim’de şöyle der: Heva, akrabalık bağı ve bazı insanların size kötü görünmesi sizi işlerinizde adaleti terk etmeye sevk etmesin. Bilakis hangi halde olursa olsun adalete tutunun. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “…Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya iletmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha uygundur.” (Maide, 8)

Abdullah b. Revaha radıyallahu anh’ın (Yahudilere) söylediği söz bu kabildendir: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onu Hayber ahalisinin meyve ve hububatını ölçmek için gönderince onlar, Abdullah’ın kendilerine fazla mal vermesi için rüşvet teklif ettiler. Bunun üzerine Abdullah onlara şöyle dedi: ‘Vallahi sizin yanınıza insanlar içinde bana en sevgili olan birinin yanından geliyorum. Siz ise bana sayısız maymun ve domuzdan daha sevimsizsiniz. Benim ona olan sevgim ve size olan öfkem asla beni size adaletsizliğe itmeyecektir. Yahudiler ‘İşte gökler ve yer bununla ayakta durmaktadır.’ dediler.” [1]

İbni Cerir et-Taberi rahimehullah Camiu-l Beyan ‘an Te’vil Ayil-Kur’an isimli eserinde şöyle diyor: “Bir kişi kendi nefsi aleyhine nasıl adaletle şahitlik edecek? Şahit hiç kendi aleyhine şahitlik eder mi?” diye sorulacak olursa ona, “Evet, başka birinin onun üzerine hakkı varsa, bu kişi kendi aleyhine şahitlik ederek görevini yerine getirir” denir.

İbni Cerir rahimehullah ayetin tefsirinde, ayetin kimlere yönelik olarak indirildiğine değinmiştir. Onun değerli görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür:

“Bana göre bu ayet şanı yüce Allah tarafından müminlere adap öğretmek gayesiyle inmiştir.

Bazılarına göre bu ayet Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e şahitlik adağını öğretmek için inmiştir.

Bazı âlimlere göre bu ayet, şahitliğin önemini belirtmek için inmiştir. Allah, müminlere zengin ve fakir arasında şahitliği yerine getirdikleri yerde eşitliği sağlamalarını emretmiştir.

İbni Cerir şöyle devam etmiştir: “Allah yaptığınız her şeyden haberdardır’’ kısmından Allah şunu irade etmiştir: ‘Allahu Teâlâ sizin şahitlikleri yerine getirdiğiniz veya onu bozduğunuz şahitliği gizleyerek ondan kaçındığınızdan haberdardır. Bilgi ve işin özünü kuşatmak suretiyle, ahirette iyilikte bulunanın iyiliğini, kötülükte bulunanın da kötülüğünü kaydederek size amellerinizin karşılığını verecektir.”[2]

İmam Kurtubi rahimehullah el- Camiu li Ahkami’l Kur’an’da, İbni Şihab ez-Zühri’nin şöyle dediğini aktarır “Selef âlimleri, baba ve kardeşin yapacağı şahitliği caiz gördüler. Onlar bunu söyleyerek Allahu Teâlâ’nın ‘Allah için şahitlik eden kimseler olun’ ayetini tefsir ettiler. Allah onlardan razı olsun, salih selefimizden kimse yaptığı bu şahitlikten dolayı töhmet altında bırakılmıyordu. Sonra insanlardan bazı ameller ortaya çıkınca bu durum emir sahiplerini onlara karşı töhmetle yaklaştırmaya sevk etti ve töhmet altındaki kişilerin şahitliği kabul görmedi. Ardından şahitlik oğulda, babada, kardeşte ve eşte geçersiz oldu…”[3]

İmam Kurtubi şöyle devam eder: “(İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır. kısmında kelamda ‘kâne’nin[4] ismi gizlidir. Yani, kendisinden hak talep edilen veya aleyhinde şahitlik edilen kişi zengin ise zenginliğinden dolayı kollanmasın ve ondan korkulmasın. Eğer fakir ise ona şevkat duyarak gözetilmesin.

“Allah onlara sizden daha yakındır”. Yani onlara takdir ettiği fakirliği ve zenginliği o daha iyi bilir. Süddi şöyle der: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e mahkemeleşmek için zengin ve fakir olan iki kişi geldi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in fakire meyili vardı. O, fakirin zengine zulmetmeyeceğini düşünüyordu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.[5]

Şa’bi şöyle der: “Allah yöneticilerden üç konuda ahit aldı; hevaya tabi olmayacaklar, insanlardan değil Allah’tan korkacaklar ve Allah’ın ayetini ucuza satmayacaklar.”[6]

Ayetten Çıkarılacak Dersler

  1. Bu ümmetin sonradan gelenleri ancak önceden yaşayan Müslümanları üstün kılan hasletlere sarılarak kurtuluşa erebilirler. Selefi salih ancak Allah’ın kitabına ve Rasûlullah’ın sünnetine ittiba ederek kurtuluşa ermiş ve güzel örnek sergilemiştir.
  2. Hayat devam ettiği müddetçe insanın kendisini düzeltmesi Allah’ın izniyle mümkündür. Sağlam metinlere dayanan bazı diller varlıklarını günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Müslümanın elinde Allah’ın korumasında olan tahrif ve bozulmadan muhafaza edilmiş en sağlam dayanak bulunmaktadır.
  3. Dil, muhafazası zor olan bir azadır. Onu terbiye etmek ve güzel amellerle meşgul etmek gerekir. Çünkü dil, söylediği şeylerle en başta sahibini etkiler. Dilimizden çıkacak güzel sözler ruhumuzu iyi yönde etkiler, kötü sözler ise kalbe her seferinde olumsuz tesir bırakır. O halde dilimizi Kur’an ve zikrullah ile ıslak tutmaya gayret edelim.
  4. Şahitlik, vaadi yerine getirme, doğru veya yalan söyleme toplumların yapısı hakkında ipuçları veren önemli başlıklardır. Bunlara riayet eden toplum salih, riayet etmeyen toplum ise fasıktır.

[1].  Ahmed b. Hanbel Müsned, cilt III, s.367; İbni Kesir Tefsiri

[2].  Taberi Tefsiri

[3]. İmam Kurtubi bu konuda mezheplerin şahitlik ile ilgili görüşlerini detaylı bir şekilde anlattı. Bu konuda geniş bilgi için ayetin tefsirine bakılabilir.

[4]. Arapça dil bilgisi ile alakalı bir konudur.

[5].  Hadisi Taberi rivayet etti. (cilt 7, s.585)

[6].  Kurtubi Tefsiri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir