ÜZÜLME

İçinde fırtınalar kopuyor, üst üste gelen imtihanlar takatini aşıyor gibi hissediyorsun. “Sığınıp dinleneceğin bir limanım bile yok!” düşünceleri seni daha da üzüyor değil mi? Bir problemini çözüme kavuşturmadan bir diğeri kapını çalıyor. Bazen en sevdiklerinin bile seni anlamadığını düşündükçe hüznün kim bilir kaç kat artıyor.

Sen başkaları için ne iyi duygular besliyor, onların iyiliği için belki de kendinden vazgeçiyorsun. Sonuç hep aynı: Nankörlük, vefasızlık, emeklerinin hiçe sayılması.

Sen hep iyi olmaya gayret ediyorsun, başkaları seni kötü olmaya zorluyor, anlayabiliyorum.

Gamın, kederin doruklara ulaşıp sabrın taştığı zamanlar da oluyor. Kendini tutamayıp hata ettiğin anlar. Kendine, inancına yakıştıramadığın için kendini suçluyor, belki de hırpalıyorsun. Hatanı düzeltmeye yeltendiğin an, fırsatçılar bu durumunu değerlendirmeden edemiyor ve kanını emmek için sıraya giriyorlar. Bu anı kolladıklarını düşünmeye başlıyorsun. Yükünün daha da ağırlaştığını hissediyorsun.

“Daha fazlasına tahammül edemeyeceğim!” diyor, yükünün altında ezildiğini düşünüyor ve göz yaşlarına boğuluyorsun. Ağlama demeyeceğim. Üzülme de demeyeceğim. Sadece unuttuğun bazı hakikatleri sana hatırlatıp, yüreğini ferahlatacak gerçekleri unutmamanı sağlamaya çalışacağım.

Ağlayabilmenin büyük bir nimet olduğunu biliyor musun? Herkes ağlayamaz. Ancak kalbinde merhamet ve sevgi gibi insan olmayı başaran kişilerde bulunan güzel duygular taşıyabilenler ağlayabilirler. “Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz”[1]

Ağlamak, günah kirlerinden arındırır seni. Kalbindeki kirlenmiş bölgeleri temizler.

Format attırır ve yeniler seni gözyaşların. Daha güçlü ve daha dinamik, ayrıca daha temiz duygularla atılmaya başlarsın hayata.

Tam ağzını açıp derdini dökeceksin en yakın dostuna. “O da gider söyler başka dostuna. Sonra da saman giydirirler postuna” diye geçiyor aklından, vazgeçiyorsun. İçine atıp kendin çözmeyi tercih ediyorsun. Ama insansın. Başkasına ihtiyacın var. Bu arzuyla yola koyuldun. Rehberini karıştırıyor ve derdine derman olacak kişiyi arıyorsun. Ama bu öyle biri olmalı ki- kendin bile öyle değilsin ama yine de öyle birini arıyorsun- beni menfaatsiz, sözümü kesmeden dinlemeli, hep benim yanımda durmalı, öfkeyle dediklerimi en zayıf anında bile kimseye anlatmamalı, zayıflıklarıma vakıf olsa da beni kimseye anlatmamalı, beni hep korumalı, hatalarımı görmezden gelmeli, beni doğru yönlendirmeli ve sırrımı mezara kadar saklamalı. Bulabildin mi?

Gerçekçi olalım, yok böyle biri değil mi? Hemen ümitsizliğe kapılıp karalar bağlama. Evet, insan olarak bu özelliklerde birini bulmak çok zor. Belki de imkânsız. Ama sana şah damarından daha yakın, içindeki derdini senden daha iyi bilen, sen açıklama yapmadan derdini çözen, kendini ona açsan da sırrını kimseye ifşa etmeyen, ona karşı işlediğin tüm günahlarına rağmen senin O’na dönmeni ve O’ndan istemeni bekleyen, bunun için özel bir randevu talep etmeyen, gece veya gündüz “Müsaitsen seninle konuşup derdimi dinlemeni istiyorum” demeni bile beklemeyen, sadece ellerini açıp dua ederek O’ndan yardım dilemeni, günahlarından Tevbe edip masiyetten vazgeçmeni bekleyen ve ömrünün sonuna kadar O’na dönme imkanı veren merhametlilerin en merhametlisi, gerçek dost olan Rabbin var! Hatta bu saydıklarımdan daha fazlası var. Anlatılamayacak, sadece yaşanarak görülecek tarif edilemez daha nice huzurlar var. Dön Rabbine! Dök içini! Gerçekten samimiyetle yönel ona! Doğruyu göstermesini dile O’ndan. Göreceksin, o an gidecek sıkıntın. Sorunun hemen çözülmese de sen artık huzura kavuştuğunu hissedecek ve O’nun rızasından başka hiçbir şeyi gözün görmeyecek. Belki de sorunun çözülecek. Ama bunu Rabbinle kendi arandaki bağdan daha fazla önemsememeye başlayacaksın. Sadece bir kere dene! Hiçbir şey kaybetmezsin. Allah’ı bulan neyi kaybetmiş ki? Onu kaybeden neyi bulmuş ki? Bunu bir düşün derim.

Kimsenin seni anlamadığı ya da anlatamayacağın sıkıntıların, aslında seni kemale erdiren, olgunlaştıran ve seni olduğundan daha güzel bir insan yapmak için yaşadığın zorluklardır. Eğer Müslüman isen mutlaka biliyorsundur. İmanı fazla olanın imtihanı da ağır olacaktır. Şunu demeden geçemeyeceğim. Allah ve Rasûlünün emir ve yasaklarına uyduğun sürece insî ve cinnî düşmanların artacak. Gözünü korkutmasın sakın bu dediğim. Arkanda en büyük güç sahibi olan Rabbin var. Sırtın asla yere gelmez senin. Sen onun dinine yardım ettikçe, onun dinini yaşamak için zorluklara göğüs gerdikçe imanın da sabrın da artacak. Altın, has halini alana kadar ateşe sokularak değerini buluyor. Ya sen? Dünyanın her yerinde değerini koruyan bir altın mı yoksa nadir bulunan, altından daha kıymetli ve hassas bir elmas mı ya da bunlardan daha değersiz bir bakır, bir teneke yahut üzerine basılıp geçilen bir talaş parçası mı olmak istersin?

Çok değerli mücevherlerden olmak istiyorsan, büyük zorluklara hazır olmalısın. İçindeki saf güzellik tamamen ortaya çıkana kadar yanmaya ve imtihanlara göğüs germelisin. Ya da sıradan bir demir parçası gibi olmayı seç. Sen bilirsin. Şu an bu yazıyı okuyorsan, inanıyorum ki zorluklara göğüs germeyi seçip değerli madenlerden biri olmayı istiyorsun. Yanılıyor muyum yoksa?

Hele bu zorluklar Allah ve Rasulü için çekiliyorsa “nurun ala nur” bir kısmet seninle. Çok nasiplisin ki Allah seni, Onun yoluna hizmet ederken sıkıntılara katlanma imkânı ve sabrını bahşetmiş. Bunun için sonsuz hamd etmelisin bence. Kendini milyonlarca insanın içinden seçilmiş hissetmelisin. Neden mi? Ayağına bir diken bile batsa, içine küçük bir keder de düşse, küçücük bir sıkıntı bile seni üzse bu yolda; bunun için bile sana sevap verileceğini bildiren bir dinin mensubusun. Üstelik bunun farkındasın. Bundan büyük nimet yok! İslam dışında hangi sistemde böyle bir mükafat var? Bilmiyorsan sadece kısa bir araştırma yap derim sana. Bulamayacağından emin olarak bunu tavsiye ediyorum. İçinde kalmasın. Kalbin mutmain olsun diye.

E, ne düşünüyorsun? Hüznün geçti mi? Rahatladın mı biraz? Daha doğrusu bu gerçek karşısında üzülmekten çok sevinmen gerektiğini anladın mı?

Şu an verdiğin emeklerin ve yaptığın iyiliklerin boşa gittiğini düşündüğün insan var ya! Onun da bir insan olduğunu hatırlatırım. Hata yapabilir olduğunu evvela düşün derim. Bir değil, iki değil milyon kere yaptı bunu diyorsan eğer, yaptığın iyiliği kim için yaptığını bir gözden geçirmeni tavsiye ederim. Allah için ise o zaman yaptığın iyiliğin karşılığını sadece O’ndan beklemen gerekir. Başkası için yapılan amellerde Allah kulunu kendisi için yaptığı kişiye havale eder. Halinin izahı umarım bu değildir. Böyleyse tevbe tek kurtuluş kapındır. İnsan Allah için yapsa da karşılık verildiğinde mutlu olur. Doğru ama kötülüğü iyilikle def edene, belki gün gelip de düşmanın bile dost olabileceği Allah tarafından bildirilmiştir. Velev ki ölene kadar bir karşılık alamadın. Merak etme. Yine kârdasın. Allah, kendisi için yapılan amelleri zerre kadar bile olsa asla zayi etmez. En büyük adalet sahibi bir tek O’dur. Kullar dünyanın en iyi insanı da olsalar yapılan iyiliklerin kadrini tam takdir edemezler. Ama Allah, küçük büyük hiçbir şeyi ihmal etmeden sayar. Bunu sakın aklından çıkarma!

Tüm yanlışlarımdan uzak durmaya çalışıyorum. En doğrusu için adım atıyorum. İmtihan ya, densizin biri gelip tüm hevesimi kırıyor. Şeytan da sağdan yaklaşıp beni hayırdan uzak tutmaya çalışıyor. Ama bunun bir tuzak olduğunu bilmem ve asla yanlışa sapmamam gerekir. Bu, bir samimiyet testidir. Her işin başının zor olduğunu düşünerek sabır ve sebatla Allah’a sığınıp dua etmeliyim. Bu, dosdoğru yolda ikinci basamağa adım atana kadar. Sonra kolaylaşacağını aklıma kazımalıyım.

Fırsatçıları unutmadım merak etmeyin. Seni her daim yaralamaya çalışıp yolundan etmek isteyecek parazitlerden kurtulmanın mümkün olmadığını bilmelisin. Peki bunların yaptıklarına nasıl dayanabilirsin? Allah’a sığınarak, dua ederek, cahilliklerine aldırmadan bunların, olması gereken yoldaki taşlar olduğunu düşünerek ve kendini adadığın hak bir hedef için kafanı meşgul ederek. Bu şartları yerine getirenin başka bir şey düşünmeye vakti de olmayacaktır.

Şöyle bir düşün! Üzülecek değil şükredecek o kadar şeyin var ki! Sağlığın, ailen, sevdiklerin. En önemlisi de Müslüman olman. Düşünsene! Ya Müslüman olmasaydın? Dua edip sığınacağın, imtihanlarda sabretme sebebin olacak bir Rabbe inancın olmasaydı acın ne kadar büyük olurdu? Öyleyse şöyle diyelim: “Üzülme! Allah var, gam yok!

[1]. Buhari, Tevhid 2, Edep 27

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir