HAYA (UTANMA DUYGUSU) İMANDANDIR

Hadisin Ravisi

Ebu Mesud, Müslüman olmadan önce çöllerde çobanlık yapardı. Hz. Peygamber’in hicret ettiğini duyunca Medine’ye gitti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tercihi kendisine bıraktığı halde bedeviler gibi sadece bağlılık yeminiyle kalmayıp bir muhacir gibi hicret biatı etti.

Kısa bir süre çöllere geri döndüyse de arkasından Suffe ashabı arasına katıldı ve dinî bilgisini ilerletti. Kıraat, fıkıh, feraiz, şiir ve kitabet alanlarında sayılı kişilerden biri oldu.

Hz. Peygamber döneminde gazvelere iştirak etti ve zekât toplama göreviyle çeşitli kabilelere gönderildi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra da fetihlere katıldı. Dımaşk’ın fethedildiği haberini Medine’de olan Hz. Ömer’e müjdelemek için gönderildi. Dımaşk’ın doğu tarafında Sinan Köprüsü civarında Tûmâ (Thomas) Kapısı’na yakın bir yerde ev edindi. Ardından Mısır’ın fethinde bulundu.

Ebu Eyyub el-Ensari ile birlikte İstanbul kuşatmasına katıldı. Mısır’da vefat eden Ukbe, Mukattam Mezarlığı’na defnedildi. 1066 (1655) yılında Osmanlıların Mısır Valisi Silahdar Mehmed Paşa, Ukbe’nin kabrinin yanında onun adını taşıyan küçük bir mescid inşa ettirdi. Kabri bugün de ziyaretgâhtır. Cesur ve kabiliyetli bir savaşçı, usta bir okçu olan Ukbe, Hz. Peygamber’in tavsiyesiyle yaşlılığında da ok atma talimlerini sürdürmüştür. Vefatından önce sayısı yetmişe yaklaşan yaylarını, oklarıyla birlikte çocuklarına emanet etmiş, bunlarla Allah yolunda savaşmalarını vasiyet etmiştir. Hz. Peygamber’in Düldül adlı katırının bakımından sorumlu olan Ukbe bir yolculuk sırasında Rasûlü Ekrem’in ısrarı üzerine onunla aynı bineği kullandığı için “redîfü Rasûlillah” sıfatıyla da anılmıştır[1].

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kâtiplerinden olan Ukbe’nin bizzat kendi hattıyla yazdığı bir mushaf nüshası vardı. Ukbe aynı zamanda Arap dilini fasih konuşur, şairliğinin yanı sıra güzel sesi ve etkileyici Kur’an okuyuşuyla tanınırdı. Bir defasında Hz. Ömer’in isteği üzerine ona Tevbe Suresi’ni okumuş ve halife bu tilaveti ağlayarak dinlemiştir…[2]

Bu Hadisin Önemi

– Haya imanın bir göstergesidir. Bu açıdan bakıldığında hadis-i şerifin önemini idrak etmek zor değildir.

– Haya sadece hayır getirir, çok oluşu zarar vermeyen ender duygulardandır.

– Haya, sahibini değerli kılar, kişiye toplum nazarında nadide bir makam kazandırır.

– Her açıdan örnek almamız gereken Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem odasındaki bir genç kızdan daha fazla hayalıydı.[3]

– Haya perdesi yırtıldığı vakit kişinin önünde hiçbir engel kalmaz. Artık onu harama düşmekten alıkoyacak hiçbir duygu kalmaz.

– Bazıları önce Allah’tan korkmaz daha sonra kuldan utanmaz… İşte o vakit harama, küfre ve şirke düşme konusunda önünde hiçbir engel kalmaz…

– Utanma duygusu insanları hayvanlardan ayıran en büyük özelliklerden biridir. İşte bu özellik de ortadan kalkınca kişinin durumu nasıl olur, düşünmek gerekir…

– Bu duygu meleklerle insanların ortak özelliğidir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Osman’ı kastederek “Meleklerin kendisinden haya edip utandığı bir kişiden ben nasıl haya etmem ki?”[4] demiştir.

Evet, bu duygu meleklerde de mevcuttur. Önceden beri tüm peygamberler toplumları hayalı olmaya davet etmiştir, bu davet kıyamete dek sürecektir.

1) Hayanın Anlamı

Sözlükte “utanma, çekinme; tevbe, vazgeçiş” vb. anlamlara gelen haya kelimesi, ahlak terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi”[5] “kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı”[6] gibi değişik şekillerde açıklanmıştır. Türkçede genellikle hayanın eş anlamlısı olarak “ar” kelimesi kullanılmaktadır.

2) Kuran-ı Kerim’de “Haya”

Kur’an-ı Kerim’de haya kelimesinin türevleri:

1) Kasas Suresi’nde, Hz. Şuayb’ın kızlarından birinin Hz. Musa ile utanarak haya ile konuştuğu[7]

2) Ahzab Suresi’nde, bazı Müslümanların Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i uygunsuz zamanlarda rahatsız ettikleri, onun hayasından dolayı bu rahatsızlığını ifade edemediği ancak Allah’ın gerçeği bildirmekten haya etmeyeceği[8]

 

3) Bakara Suresi’nde ise müşriklerin Kur’an’da arı, karınca, sinek gibi küçük yaratıkların örnek olarak gösterilmesinin güzel bir anlatım şekli olmadığı iddialarına karşı, “Şüphesiz Allah -gerçeği açıklamak için- sivrisineği ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten haya duymaz” şeklinde cevap verildiği üç yerde geçmektedir.[9]

3) Hadislerde “Haya”

Hadislerde haya kelimesine çokça yer verilmiştir. Buna göre;

“Haya bütünüyle hayırdır.”[10]

“Haya sadece iyilik getirir.”[11]

“Dört haslet peygamberlerin sünnetindendir; haya, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek.”[12]

Yüksek bir haya duygusu taşıyan[13] ve evinde edebiyle oturan bir genç kızdan daha hayalı olan[14] Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı fazilete sahip olmasından dolayı Hz. Osman’a özel bir değer vermiştir. Kendisini ziyarete gelen Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’i rahat bir vaziyette karşıladığı halde Hz. Osman geldiğinde hemen derlenip toparlanmış, bunun sebebi sorulduğunda ise “Meleklerin bile haya ettiği insandan benim haya etmemem doğru olmaz” demiştir.[15]

Hemen bütün ilgili kaynaklarda yer alan “Haya imandandır” [16] anlamındaki hadis İslam toplumlarında bir özdeyiş haline gelmiştir. Bilhassa “Her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayadır” [17]  mealindeki hadis, hayanın Müslümanların en belirleyici ahlaki nitelikleri ve değer ölçüleri arasında yer almasına vesile olmuştur.

4) “Utanmıyorsan dilediğini yap!” ne demektir?

İzah etmeye çalıştığımız “Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin” hadisi de tarih boyunca İslam toplumlarının ahlaki ölçülerini belirleyen en önemli kurallardan biri olarak kabul edilmiştir.

Genel olarak bu hadis-i şerif iki farklı şekilde yorumlanmıştır. Bu konuda hadislerde geçen kelimelerin detaylı anlamlarını açıklayan meşhur kitap “en-Nihaye”nin yazarı İbni Esir şöyle demiştir:

  1. a) “Ayıplanmaktan çekinmiyor ve utanmıyorsan artık seni kötülükten alıkoyacak hiçbir güç kalmamış demektir. İçinden ne geçiyorsa yapabilirsin”.

Buna göre hadis bir uyarı ve tehdit anlamı taşımaktadır ve hayanın kötülükten alıkoyan önemli bir duygu olduğunu göstermektedir.

  1. b) “Eğer yapacağın iş seni utandırmayacak ve toplumun gözünde rencide etmeyecek bir iş ise yapabilirsin.”

Bu yoruma göre hadiste utanç duyulmayan işlerin iyi ve yapılabilir olduğuna dair bir işaret ve izin vardır.[18]

Fakat bu ikinci yorum birçok alim tarafından kabule şayan görülmemiş ve ilk yorumun doğru olduğu ifade edilmiştir.

İmam Maverdi bu ikinci yorumu “Kelamın manalarını anlamaktan aciz olanların vehmi” sayarak birçok alim gibi birinci görüşü tercih etmiştir.[19]

5) “Haya” ya Dair

Ebu Süleyman ed-Dârânî “İnsanlar genellikle dört sebepten dolayı iyi işler yaparlar” demiş ve bunları:

1) Havf; Allahu Teâlâ’dan yani verebileceği cezalardan korkmak,

2) Reca, Allahu Teâlâ’nın vereceği mükafatları ummak,

3) Tazim; Her şeyi yoktan var eden ve tekrar yok edecek olan Allah’a saygı duymak,

4) Haya; Her durumda Allahu Teâlâ’nın kendisini gördüğünü bilerek yaşamak ve O’nun emrini gerçekleştirmemekten utanmak şeklinde sıralamıştır. Ardından insanı amele sürükleyen en üstün duygunun “haya” olduğunu ifade etmiştir.[20]

6)  Hayanın Çeşitleri

Genel olarak “Haya” doğuştan gelen, sonradan elde edilen ve istenmeyen olarak üç kısma ayrılır.

1- Yaratılıştan gelen ve sonradan elde edilemeyen “Fıtri haya”:

Bu tür haya doğuştan itibaren insanda var olan hayadır. Allah bunu kullarından dilediğine nasip eder. Bu Allahu Teâlâ’nın kuluna nasip ettiği en büyük nimetlerdendir. Çünkü böyle bir haya kula hayırdan başka bir şey getirmez. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Haya, hayırdan başka bir şey getirmez.”[21]

Birçok insan dine bağlılığından değil de kendi karakterine yakıştıramadığı ve utanç verici gördüğü için bazı günah ve masiyetleri terk eder. İşte onda olan bu karakter Allahu Teâlâ’nın nasip ettiği haya duygusuyla ortaya çıkmıştır.

2- Sonradan elde edilebilen “Kesbî haya”

Hayanın bu çeşidi sonradan elde edilebilir. Kişi Allahu Teala’yı tanıdıkça, O’nun her yaptığından haberdar olduğunu bildikçe, O’nun gücünü ve kudretini idrak edip dilediği anda tüm canlıları helak edebileceğini öğrendikçe, O’ndan korkmayı ve kullardan utanıp haya etmeyi bir huy haline getirecektir. Tabi bu huyu kazanabilmek için öncelikle gayret edip Allahu Teâlâ’yı tanımaya çalışmak ve ardından O’na dua ederek bunu talep etmek gerekir.

“Ya Rabbi helalinle yetinip haramlardan uzak durabilmeyi, senden hakkıyla korkmaya çalışarak sana yaklaşabilmeyi bize nasip eyle…”

İşte bu tür haya imanın alameti olan hayadır. Eğer kul kesbi hayadan mahrum kalacak olursa artık onu çirkinlikleri ve masiyetleri işlemekten engelleyecek bir duygusu kalmaz. Bunun sonucunda kul, artık yeryüzünde Âdem suretinde yürüyen kovulmuş bir şeytan oluverir.

3- Hoş görülmeyen (Mezmum) haya

Kadı İyad ve başkaları der ki: “Hakları ihlale sebep olan haya şeriatın hoş gördüğü bir haya değildir. Aksine bu, acizlik ve küçüklüktür. Buna haya deniliş sebebi, şeriatın güzel gördüğü hayaya benzerliğinden dolayıdır”[22]

Buna göre sahibini Allah’ın haklarını ifa etmekte kusurlu hale götüren ve bunun sonucunda bilgisizce Allah’a ibadete mahkûm edip dini hakkında soru sordurmayan ve gerek Allah’ın haklarını gerek bakmakla yükümlü olduğu kimselerin haklarını gerekse de Müslümanların haklarını yerine getirmekte kusurlu hareket etmesine sebep olan her haya yerilmiş bir hayadır. Çünkü böyle bir şey zaaftır ve gevşekliktir. Utandığı için bilmesi gereken bir konuyu bilenlere sormaktan çekinmek, çalışması gerektiği halde yaptığı işten utandığı için rızkını kazanmaktan geri durmak vb. durumlar hayanın bu bölümüne örnek verilebilir.

Kadın ve Haya

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Musa, Medyen suyuna varınca orada (hayvanlarını) sulayan birçok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını) engelleyen iki kadın gördü. Onlara ‘Derdiniz nedir?’ dedi. Şöyle cevap verdiler: ‘Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır.’ Bunun üzerine Musa, onların yerine (davarlarını) sulayıverdi. Sonra gölgeye çekildi ve ‘Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (lütfuna) muhtacım’ dedi. Derken o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi ‘Babam’ dedi, ‘Bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor. Musa, babalarının yanına gelip de ona başından geçenleri anlatınca o ‘Korkma, o zalim kavimden kurtuldun’ dedi.”  (Kasas, 23-25)

Hz. Musa bu iki bayanın edepli ve hayalı olduklarını gördü, onlar erkeklerin yanına yaklaşmıyor, kalabalığa karışmıyorlardı. Onların bu tutumu anne-babalarının onlara güzel bir terbiye verdiğini gösteriyordu.

Hz. Musa neden geride durduklarını anlamaya çalışırken, evden neden çıktıklarını ve neden bu işi yapmak zorunda olduklarını açıklamak durumunda kaldılar. Babaları (Hz. Şuayb) yaşlıydı ve ailenin çobanlığa ihtiyacı vardı. Durumu gören Hz. Musa onlara yardımcı oldu, olayın devamı Allahu Teala’nın ifadeleriyle şöyle gerçekleşti: “Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi: Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor.”

Evet, utanarak haya ile gelen bir bayanın o güzel ahlakı kıyamete kadar Kur’an-ı Kerim aracılığıyla tüm insanlığa anlatılmaya devam edecektir….

Kur’an-ı Kerim özellikle bayanların nasıl davranmaları gerektiğini detaylı bir şekilde anlatır, onların iffet ve namuslarını korumalarını, edep ve haya ile hayatlarında huzur bulmalarını öğütler, emreder. Yürürken Hz. Şuayb’ın bu kızı gibi edepli yürümeleri, sesi duyulsun diye ayakkabılarının topuklarını yere vurmamalarını, yabancı erkeklerle konuşurken seslerini inceltmemelerini ve laubali olmamalarını emreder…

Bundan dolayı Yüce Allah, Peygamberi Musa için bu kızlardan birisini ona zevce olarak seçmişti. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Temiz kadınlar temiz erkeklere; temiz erkekler de temiz kadınlaradır.” (Nur, 24-26)

Günümüzde yaşadığımız en büyük sorunların başında edep ve hayasızlık gelmiyor mu? Bir Müslüman gönlü rahat bir şekilde çarşıya pazara gidebiliyor ya da lise ve üniversitelerin önünden geçebiliyor mu?

Gün geçmiyor ki bir sosyal mecrada taciz ve ahlaksızlık haberleri duyulmasın, programlar Müslüman halka ahlaksızlığı aşılamasın, edep ve haya perdesi yırtılmış insanlar topluma öncülük etmeye çalışmasın… İşte tüm bu ateş çemberinin içerisinde yaşamaya çalışan biz Müslümanlar için iki özellik kalkan görevi görerek kişiyi, aileyi ve toplumu koruyacaktır inşallah; Allah’tan korkmak ve kuldan utanmak…

Hadisten Çıkartılan Bazı Hükümler

1- Bu hadis-i şerif, hayanın tamamen hayırlı olduğunu göstermektedir. Hayası çoğalan kimsenin hayrı da çoğalır, faydası artar. Hayası azalanın hayrı da azalır.

2- Haya kişiyi faydalı ilmiden ve faydalı amelden alıkoyarsa o zaman zararlı kabul edilir.

3- Anne-babaların çocuklarına yapacakları en büyük hayır onları hayalı birer evlat olarak yetiştirmek olacaktır.

4- İffet, namus, ar, edep tüm bunlar hayadan kaynaklanan güzel özelliklerdir.

5- Hayanın zıddı yüzsüzlüktür. Bu ise kişiyi kötülük işlemeye, kötülüğe dalmaya, açıktan günahları işlemeye götüren kötü bir haslettir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Bütün ümmetim esenliktedir (kurtulur) ancak kötülükleri açıktan açığa işleyenler hariç.”[23]

Allah azze ve celle bize haya ve edep duygusunu nasip eylesin, çirkinlik ve hayasızlıktan cümlemizi uzak eylesin…

[1]. Müsned, IV, 144

[2]. D.İ. İslam ansiklopedisi

[3]. Buhârî, “Edeb”, 73, 77; Müslim, “Feżâ’il”, 67

[4]. Mişkâtü’l-Mesâbih, el-Bâni’nin tahkiki III, 835.

[5]. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hyy” md.; et-Ta’rîfât, “el-hayâ’” md.

[6]. Kadı İyaz, I, 152

[7]. Kasas, 25

[8]. Ahzab, 53

[9]. Bakara, 26

[10]. Müsned, IV, 426, 427; Müslim, İman, 61

[11]. Buhârî, “Edeb”, 77; Müslim, İman, 60

[12]. Müsned, V, 421; Tirmizî, Nikah, 1

[13]. Buhârî, Tefsir, 33/8

[14]. Buhârî, Edeb, 73, 77; Müslim, Feza’il, 67

[15]. Müsned, I, 71; VI, 62, 155, 288; Müslim, Fezâ’il, 26

[16]. Buhârî, İman, 16; Edeb, 77; Müslim, İman, 57-59

[17]. İbn Mace, Zühd, 17; el-Muvatta, Hüsnü’l-hulk, 9

[18]. en-Nihaye, “hyy” maddesi.

[19]. Edebü’d-Dünya ve’d-Din, s.241

[20]. Dİ İslam ansiklopedisi, Sühreverdi, V, 244

[21]. Buhari, VII, 100; Edeb, 77; Müslim, 1, 211; İman, 61.

[22]. Fethu’l-Bari

[23]. Buhari, VII, 89; Edeb 60

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir