GAZNELİ SULTAN MAHMUD (971-1030)

Maveraünnehir ve Horasan’da hüküm süren bir hanedanlık olan Samanoğulları (819-1005) yönetiminde önemli bir yeri bulunan ve Müslümanlığı kabul eden ilk Türkler arasında yer alan ve kendisi de kölelikten gelme Alp Tegin, Sultan Mahmud’un babası Sebük Tegin’i köle olarak aldıktan sonra onu azat ederek devlet işlerine aldı.

Alp Tegin, 963 yılında Gazne şehrini alarak Samanoğulları’ndan ayrı olarak merkezi Gazne olan Gazneliler Devleti (963-1086) adında bağımsız bir devlet kurmak için çalıştı ancak sistemli bir devlet oluşu Sebük Tegin (ö.387/997) döneminde gerçekleşti. (m.366/977)

İlk Müslüman-Türk devletleri arasında adı anılan Gazneliler, Sebük Tegin döneminde topraklarını genişleterek Hindistan’a akınlar yapmaya başladı.

Doğumu

Gazneli Mahmud, 971 yılında Buhara’da doğdu. Babasının yönetici kişiliğinin olması Mahmud’a iyi bir eğitim alma imkânı sağladı. O da iyi bir eğitim alarak kendisini yetiştirdi. Kaynaklarımızda iyi derece fıkıh bilgisine sahip olduğu aktarılır. İlmi eğitim yanında iyi bir askeri eğitim alma fırsatına da sahip olan Mahmud, aldığı askeri eğitimle kendisini yetiştirdi.

Genç yaşta babası tarafından vali tayin edilen Mahmud, valiliği süresince başarılı idareciliği ile yönetimdeki ehliyetini ortaya koyarak adeta ileride iyi bir hükümdar olacağını da göstermiş oldu.

Sebük Tegin, oğlu Mahmud’a: Allah’tan kork ki elinin altındakiler senden korksun! Takvalı ol zira takvalı olmayan hükümdara saygı göstermezler” diyerek daha çocuk yaşta olan Mahmud’un inançlı, insaflı ve takvalı insaflı ve takvalı bir genç olarak yetişmesini sağlamıştır.[1]

 Sebük Tegin yöneticilere nasihatleri içeren Sebük Tegin Pendnâmesi’nde kendisinden sonra uyulması gereken şu nasihatlere yer verir:

“Memleketin idaresinde gafil olma… Ordu ve askerin durumundan, silahlardan ve maaşlardan ve iaşelerden haberdar ol…

Müstahak olanın hakkını ver… Hırsızı cezalandırıp malı hak sahibine iade edinceye kadar uyuma. Aksi halde Allah’ın sana kıyamet günü bundan dolayı hesap soracağını bilesin…

Muamelattan, pazarlar, narhlar ve alışverişten haberdar ol…

Eğer gece yarısı senin memleketinde bir canlı aç uyursa, Allah senin cezanı verir…

Hiçbir zaman zulmü uygun görme…

Cömert ve merhametli olmalısın ve senin affın öfkenden fazla olmalı ki, insanlar sana rağbet etsinler… Bir işi lâyık olmayan bir kimseye buyurmamalısın…

Hükümdarın en büyük düşmanının, kendini beğenmişlik ve istibdat/baskıcı yönetim olduğunu bil.

Her işte dostluğu denenmiş sadık insanların tavsiyelerini al ve o hususta kendi aklınla karar ver… Memleketin her tarafına casuslar ve haberciler tayin etmelisin, tâ ki gece ve gündüz durumdan seni haberdâr etsinler…

Benim sana söylediğim bu sözlerin hepsini ezberlemeli ve kalbine nakşetmelisin ve bundan yüz çevirmemelisin, ta ki Allah seni iki cihanda talihli kılsın, inşallahu Teâlâ. Bu, benim sana nasihat ve vasiyetimdir.”[2]

Hükümdarlığı

Babası hayatta iken Horasan ordusu kumandanlığını sürdüren Mahmud, babasının 997 yılında vefat etmesi üzerine kardeşi İsmail ile taht kavgası yaşadı. Dönemin tarihçilerinden Muhammed b. Abdülcebbâr el-Utbî (ö.427/1036), kardeşler arası taht kavgasını önlemek için Gazneli Mahmud’un, kardeşine şu mektubu yazdığını aktarır: “Seni çok severim ancak sen bu işin ehli değilsin. Babamın vasiyeti, benim uzakta bulunmam dolayısıyla ve ordu içinde bir karışıklık çıkmasın diye sana yapılmıştır. Babamdan kalan payımı ve Gazne’yi kendim için isterim. Sana da istersen Belh, istersen Horasan valiliğini başkomutanlıkla birlikte veririm.”

İsmail, ağabeyinin bu teklifine yanaşmayınca, Mahmut, amcası Buğracık ve kardeşi Nasr’ı yanına alarak Gazne üzerine yürüdü ve orayı hakimiyetine aldı (970).

Gazneliler Devleti’nin hükümdarı olan Gazneli Mahmud, daha sonra kardeşini serbest bıraktıysa da onun kendisine bir suikast düzenleyeceğinden kuşkulanarak onu bir kalede hapsetti. Bununla birlikte Mahmut, kardeşinin her türlü rahatını ve ihtiyacını temin etti. [3]

Babasının verdiği nasihatleri ve iyi bir Müslüman idarecinin yönetimde uyması gerekenleri uygulamaya koyması, onun hükümdarlığı döneminin devletin en parlak dönemi olmasına olanak sağladı.

İslam’ın bayraktarlığını üstlenen Gazneli Mahmud, hükümdarlığı süresince Abbasi halifesi adına hutbe okuttu. Halife bu durum karşında ona “Yemînü’d-Devle ve Emînü’l-Mille” lakabı ile birlikte hil’at, tac ve bayrak göndermiştir. Bu yüzden “Yemînü’d-Devle Mahmud Gaznevî” olarak da anılmıştır. İslam devletleri arasında “Sultan” ünvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur.

Hindistan Seferleri ve İslam’a Zıt Fikirlerle Mücadelesi

Sultan Mahmud, yanındaki İslam devletleriyle uğraşmayı terk etmiş ve çeşitli bölgelere İslam orduları göndermiştir.

“Hindistan Fatihi” olarak anılmasına sebep olacak ve Hint bölgesinde İslam’ın kalıcı mührünü vurmak üzerine Hindistan seferlerine koyulan Gazneli Mahmud, fillerle donatılmış Hint ordularına karşı kazandığı zaferler neticesinde Hint bölgesinde (Pakistan-Keşmir-Bangladeş-Hindistan) İslam’ın yayılmasını sağladı ve bu sayede bu topraklardaki Müslüman olmayanlar Müslüman oldu. Ayrıca bu seferler neticesinde fethedilen topraklardaki bütün puthaneler yıkıldı ve Hint bölgesindeki bâtıl inançlar zayıfladı. İslam’ın anlatılması için bölgeye İslam davetçileri gönderildi. İslam’ın burada kalıcı olarak kalması için camiler inşa ettirdi. Bu sayede insanlar toplu halde Müslüman oldu. Hint coğrafyasında bugüne kadar gelen Müslümanlar üzerinde Gazneli Mahmud’un katkısı büyüktür.

“İslam dinine yardım etmek ve İslam düşmanlarını söküp atmak maksadıyla her yıl Hindistan’a sefer yapmayı” kendisine vaat eden Gazneli Mahmud, bu sözünde durarak Hindistan’a ilkini 1000 yılında yaptığı sefere 1027 yılına kadar 16 tane daha ekleyerek toplamda 17 seferde bulundu.

Hindistan bölgesinin İslamlaşmasındaki katkılarından dolayı Abbasi Halifesi Kadir-Billah, kendisine “Kehfü’d-devle ve’l-İslam (Devletin ve İslam’ın sığınağı)” lakabını verdi.

Sultan Mahmud, Müslüman olmayan topluluklara karşı mücadele ettiği gibi İslam’a zıt fikirlerle de mücadele etmiştir. Şii düşüncelerini topluma dayatan ve gücü ele geçirdiklerinde her fırsatta bu gücünü Müslümanlara karşı kullanan Büveyhîler (932-1062) –Abbasi halifesini alıkoyarak esir eden topluluk- ve Karmatiler –Kabe’yi basarak binlerce hacıyı öldüren ve Haceru’l-Esved’i 20 yıl boyunca Kabe’den kaçırıp saklayan topluluk- ile de savaşmış ve onlara ağır yenilgiler yaşatmıştır. Büveyhîlere karşı aldığı zafer sonrasında Abbasi halifeliği baskıdan kurtarılmıştır. Karmâti düşüncelerini etrafta yayan Multan Emirliği’ne son vererek Ehl-i Sünnet dışı fikirlerin yayılmasını engellemiştir.

61 yılık ömrünün yaklaşık 45 senesini cihad yolunda geçiren Gazneli Mahmud, girdiği savaşların hiçbirinde mağlup olmamıştır.

İdareciliği

Adaletli olmaya ve adalet teşkilatını doğru bir şekilde ayakta tutmaya olan gayreti, onun uzun süren idaresinde göze çarpan en önemli hususlardandır. Adaleti gereği yakınındaki kişilerin bile hatalarına göz yummamış, gerekli cezayı uygulamıştır.

Nizamülmülk, meşhur Siyasetname’sinde şöyle bir olayını aktarır: “Kirman’a komşu Kûç u Belûç’tan bir grup eşkıya Ribât-ı Deyr Keçîn’de bir kervanda seyahat eden bir kadının eşyalarını çalarlar. Durumu Sultan Mahmut’a ulaştıran kadın, eşyalarının hırsızlardan alınarak kendisine iadesini veya bizzat Sultan tarafından tazmin edilmesini ister.

Gazneli Mahmut o bölgenin kendi ülkesi dışında bulunduğunu, bu sebeple bir şey yapamayacağını söylerse de kadının “Şu hâlde, yönetimin altındakileri koruyamadığına göre niçin cihan hükümdar yaparsın! Ve ne biçim çobansın ki koyunları kurttan koruyamazsın!” şeklindeki cevabıyla karşılaşır. Bu sözlerden çok müteessir olan Sultan’ın gözleri yaşarır ve “Ey kadın, doğru söyledin. Eşyanın bedelini vereyim. Hırsızlar için de gücümün yettiği kadar tedbir alayım” der.

Sultan Mahmut “Allah beni müfsitleri yeryüzünden kazıyayım, salah ehlini koruyayım, adalet ve ihsan ile cihanı mamur edeyim diye yaratmış ve halkın üzerine memur etmiştir” şeklinde düşünmektedir ve gerçek bir cihangir olarak kendi ülkesinin sınırları dışında kalmasına rağmen gerekli her türlü tedbiri almaya kararlıdır. Bu yolda hiçbir külfetten kaçınmamak azmindedir. Nitekim bu kararını titizlikle uygular ve neticede eşkıyaların kökünü kazıyarak bölgeyi huzura ve emniyete kavuşturur.”

Bu konudaki gelişmeleri tafsilatıyla nakleden Nizamülmülk, Sultan’ın ülkesindeki her türlü gelişmeden vakit geçirmeksizin haberdar olduğunu, onun bu amaçla her yere sahib-i haber ve münhî diye isimlendirilen görevliler tayin ettiğini belirtir. Öyle ki eğer geniş Gazne ülkesinde bir kimse birinden bir tavuk çalmış olsa, kurulan düzen sayesinde Gazneli Mahmut’un ondan haberi olur ve gereken tedbirleri hemen alırdı.[4]

Onun adaletli yönetim anlayışı hakkında Nizamü’l-mülk, aynı eserde oğlunu yargıladığı bir davayı aktarır.[5]                              

Gazneli Mahmud, Müslümanlara karşı daima adaletli ve merhametli davranmıştır. Selçuklu Türkmenleri Horasan’a getirildikleri sırada Tûs Valisi Arslan Câzib, ileriye dönük endişelerini dile getirerek Gazneli Mahmud’tan getirdiği Türkmenlerin öldürülmesi veya başparmaklarının kesilmesini istemiştir. Buna karşı Gazneli Mahmud, adaletli ve Müslümanlara karşı müşfik tavrını ortaya koyarak “Sen ne katı kalplisin; suçları kesinleşmemiş Müslümanlara söylediğin şeyi nasıl yapabilirim?” sözleriyle karşı çıkmıştır.

Halka hizmet olarak yapılan çarşı, köprü ve su kemerleri yanında ilme önem vermenin göstergesi olarak camiler, medreseler ve kütüphaneler inşa edilmiştir. Horasan’dan Mekke’ye giden hac kafilelerinin yol güvenliğini sağlanmıştır. Ayrıca bölgelere kadılar göndererek, adaletin sağlanması hususunda çalışmalarda bulunmuştur.

Gazneli Mahmud, ilim ve bilim adamlarına verdiği değer ile İslam’a ve Müslümanlara kattığı faydalar nedeniyle adını tarihte örnek bir idareci olarak zikredebileceğimiz bir kişiliktir. Meşhur bilim adamı Birûnî’yi Hindistan Seferleri’nde yanında bulundurmuştur. Bu seferler sonucunda Hintliler hakkında bilgi sahibi olma imkânı bulan Birûnî, “el-Asarü’l Bakiye” ve “Kitabü’t Tahkik Mâ li’i-Hind” adında iki eser yazmıştır.

Birûnî, vefatının ardından Sultan Mahmud için “Âlemin aslanı ve zamanın yegânesi” ifadesine yer vermiştir.   

Dönemin birçok olaylarına şahitlik eden Gazneli tarihçi Utbî, sultan hakkında şu ifadeleri kullanır: “O rüşte erdiği andan itibaren babasından gelen güçlü geleneğin ışığında kâfir diyarlara seferlere gitmeye alışmıştı. İlmî tartışma ve görüş bildirmeye muktedir, Ehl-i Sünnet akidesi ve ashabın mezhebine vakıftı. İnceleyebilen, dinin usulünde basiretli, mülhitlere karşı ciddi, tefsir, tevil, kıyas ve dile de hâkimdi. Basiretinden dolayı milletleri inkârdan kurtarır, şeriatı bidat tozundan ayırır ve korurdu…

417/1027 yılında Türkistan bölgesindeki gayrimüslim Türk hükümdarlarından Kaya Han ve Buğra Han tarafından gelen elçi, Gazneli Mahmud ile akrabalık ilişkileri kurmak istediklerini bildirdiklerinde Sultan ona: “Biz Müslümanız, siz ise kâfirsiniz. Bizim kızımız ve kız kardeşimiz, size uygun olmaz. Eğer Müslüman olacaksanız ona göre tedbirinizi alınız” diyerek dinî hassasiyetini göstermiştir.”

Vefatı

Sultan Mahmud, 33 senelik hükümdarlığı süresince iyi bir komutan ve idarecilik sergiledi. Irak Seferi dönüşünde hastalandı ve Gazne’ye ulaşınca, 1030 yılında Gazne’de vefat etti.

“Geçmiş sultanların parlak eserlerini tüm o zorluklardan (kurtarıp) akıllılara yakın etti

Dünyayı kâfirlerden temizledi ve dindarlara kendi duasını ve şükrünü vacip eyledii

Cömert hükümdar Mahmûd, mülkü iyilikler ve mükerremlikler (değerler) üzerine temellendirdi

Ey şah, sen İskender’den dahi fazlasın (yücesin); çünkü o yaptığı her sefere başka sebeplerle gitti

Sen seferde Allah’ın rıza gözünü ararsın; o ise hayatın kaynağını aramak için sefer düzenledi…

Şah eline kılıç aldığı zaman; korkudan pençesindeki tırnakları atar aslan

Ya Rab, onun öfkesi ve yiğitliğiyle; savaş meydanında kılıçla perişan olur aslan…”[6]  

 

————————

 

KAYNAKLAR

Yazıcı, Nesimi. İlk Türk-İslâm Devletleri Tarihi, Ankara 2014.

Akkuş, Mustafa. Gazneli Mahmud’un Mutasavvıflarla İlişkisi, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Nisan 2019, Sayı:45, 353-369.

Doğan, Ferhat. Gazneliler, İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, 2018.

Merçil, Erdoğan. Mahmud-ı Gaznevî, TDV İslam Ansiklopedisi, c.27, s.362-365.

Kök, Bahattin. Gazneli Mahmut’la Abbasî Halifesi el-Kadir Arasındaki İlişkiler, EKEV Akademi Dergisi – Sosyal Bilimler -, 1998, cilt: I, sayı: 2, s. 117-126.

[1].  Akkuş, Mustafa. Gazneli Mahmud’un Mutasavvıflarla İlişkisi, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Nisan 2019, Sayı:45, s.356.

[2]. Erdoğan Merçil, Sebüktegin’in Pendnâmesi, İTAD, c.VI, S.1-2 (İstanbul 1975), s.203-232

[3]. Bahattin Kök Gazneli Mahmut’la Abbası Halifesi El-Kadir Arasındaki İlişkiler Ekev Akademi Dercisi C. 1 Sy. 2 (Mayıs 1998), S.117-126.

[4]. Nesimi Yazıcı, Gazneli Mahmud, Diyanet Dergisi, Kasım 2004, Sayı:167, s.60-63.

[5].  Doğuştan Günümüze İslam Tarihi, Çağ Yayınları, c.VI. İstanbul, 1987, s.256.

[6]. Soner İşimtekin, Gazneli Mahmûd’un Saray Şairlerinden Ascedî-Yi Mervezî, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 2019–İlkbahar, Sayı:43, s.53-68.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir