DÜNDEN BUGÜNE ORTA ASYA

Geçmişten günümüze İslam âleminin serhad coğrafyalarından biri olan Batı Türkistan, zulüm ve baskıların senelerdir sürüp gittiği bir diğer İslam yurdu.

Çoğunlukla Türki kavimlerin yaşadığı bu topraklar, günümüzde Orta Asya olarak anılmaktadır. Esasen sömürgecilerin tarih yazımının bir ürünü olan bu isim bugün neredeyse tüm dünya tarafından kullanılmaktadır. Bu sebeple biz de yazının anlaşılması ve okunmasında kolaylık sağlama amacıyla ‘Orta Asya’ ibaresini tercih ettik. Ancak bölgenin nitelenmesinde daha İslami ve daha bağımsız ifadelerin kullanımını teşvik etmek, en azından bunu okuyucuya hatırlatmak gerekmektedir.

Orta Asya ile ifade edilen topraklarda şu an Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan ülkeleri bulunmaktadır. Bölgenin bazı kısımları da Rusya içerisinde kalmaktadır. Bu topraklarda yaşayanların tamamına yakını Müslümanlardan, büyük çoğunluğu da Türki kavimlerden müteşekkildir. İstisna olarak, Tacikistan’ın nüfusu çoğunlukla Fars asıllı Tacik kavmine mensuptur.

Yeraltı ve yer üstü kaynakları bakımından oldukça zengin olan bölge aynı zamanda İslam dini, tarihi ve kültürü için büyük önemi haizdir. İslam medeniyetinin teşekkül sürecinde bölge büyük rol oynamıştır. Özellikle bugün Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında yer alan Fergana Vadisi, Orta Asya’da İslam’ın kalbi niteliğinde olagelmiştir.

İslam’ın Orta Asya’ya girişi

Orta Asya İslam diniyle şereflenmeden önce bölgede Budizm, Hıristiyanlık, Zerdüştlük, Şamanizm gibi dinler hâkim durumdaydı. Aynı zamanda kavmiyetçi ayrılıklar ve bölünmeler ile istikrarsız bir görünüm arz eden Orta Asya üzerinde Çin’in etkisi artmaktaydı.

İslam ordularının Orta Asya’ya girişi İran üzerinden olmakla beraber geniş bir tarihi döneme yayılmıştır. İlk olarak Ömer radiyallahu anh devrinde başlayan fetihler Osman radıyallahu anh devrinde de sürmüş ancak onun hilafetinin sonlarında ve Ali radıyallahu anh döneminde süren fitneler sebebiyle yavaşlamıştır. Fetihler Emevi ve Abbasi dönemlerinde ise artarak devam etmiştir. Ancak ilk olarak bugün Özbekistan ve çevresini kapsayan Maveraünnehir bölgesine yayılan fetihlerde istikrar sağlanamamıştır.

İslamiyetin bölgede asıl yayılışı ise Orta Asya’nın İslamlaşmasında büyük rol oynayan Emevi komutanı Kuteybe bin Müslim vesilesiyle olmuştur. Onun komutasında İslam orduları Harezm, Buhara, Semerkand, Horasan, Fergana gibi bölgeleri hakimiyet altına almıştır. Ordular Kaşgar iline kadar ilerlemiş ve Çin hududuna dayanılmıştır. Bu dönemle beraber yerel Farisi ve Türki kavimler de İslamlaşmaya başlamıştır. Özellikle İslam ordularının 751 yılında Çin’i mağlup ettiği Talas Savaşı sonrasında, Türki kavimler de İslam ordularına Çinlilere karşı yardım etmiş, takip eden süreçte Türklerin İslamlaşması hızlanmıştır. 8. yüzyılla beraber artan İslamlaşma 10. yüzyılla birlikte doruğa çıkmış, bölge büyük ölçüde İslamiyet’i kabul etmiştir. İlk olarak İdil Bulgarları, Karluklar, Yağmalar, Çiğiller ve Oğuzlar İslamiyet’i kabul etmiş Türk topluluklarıdır.

Türklerin kurduğu ilk büyük İslam devleti ise Karahanlılardır. İslam’ı seçen Karahanlı Hanı Abdulkerim Satuk Buğra Han amcasını mağlup ederek devletin başına gelmiş, devleti İslamlaştırmış ve bölgede İslamiyet’in yayılmasına katkı sağlamıştır. Devam eden süreçte Uygurlar, Özbekler, Kırgızlar, Kazaklar, Türkmenler, Tacikler gibi diğer topluluklar da İslamlaşmıştır.

Moğol İşgali ve Sonrası

İslam’ın egemen olduğu 8. yüzyıldan, Moğol işgalinin başladığı 12. yüzyıla dek bölge İslam dini için büyük bir merkez niteliği kazanmıştır. Önemli fıkıh, tefsir, hadis alimlerinin yanı sıra, tıp, eczacılık, geometri, uzay, matematik gibi birçok alanda da önemli İslam bilginleri bölgede yetişmiştir. Özellikle Fergana Vadisi bölgede İslam dini ve medeniyeti için önemli bir merkez olmuştur. Moğol işgaline kadar bölgede Emeviler, Abbasiler, Tahiriler, Saffariler, Karahanlılar, Samaniler, Gazneliler, Selçuklular, Harezmiler gibi devletler hüküm sürmüştür.

1200’lü yıllarda başlayan Moğol işgali bölgedeki bu birikimi büyük ölçüde yok etmiştir. 15. yüzyıl sonunca dek süren bu işgalin yıkıcı sonuçlarıyla Orta Asya uzun bir süre boyunca istikrarsız kalmıştır. Zamanla İslamiyet’i benimseyen Moğollar ve onlara bağlı göçebe Türkler, İslam’ın yayılışına hizmet etmiştir. Bunlar eliyle Kırım, Başkurdistan, Tataristan ve Sibirya gibi bölgelere dek İslam dini yayılmıştır. İslami devletlerin egemenliği Orta Asya’dan Rusya’nın bugünkü başkenti Moskova’ya kadar uzanmıştır. Moğollar ve daha sonra Timurların bölgede zayıflayıp yok olmasıyla Orta Asya’da Şeybaniler, Astrahan Hanlığı gibi birçok hanlık oluşmuştur. Moğolların yıkıcı faaliyetlerine ek olarak bu süreçte İran da 16. yüzyılın başlarında Safeviler eliyle Şiileşmiştir. Böylece Anadolu ve Arabistan’daki İslam güçleri ile Orta Asya’nın İslami toplulukları arasında, bugüne dek birleşmeyecek bir uçurum meydana gelmiştir. Buna ek olarak Avrupa’nın coğrafi keşifleri ile Orta Asya’dan geçen İpek Yolu’nun önemini yitirmesi, bölgeyi iktisaden zayıflatmıştır. Tüm bu durumlar Orta Asya’da güçlü bir İslami yapı oluşmasının önüne geçmiştir.

Rus İşgali Altında Batı Türkistan

Modern dönemde Orta Asya Müslümanlarına yönelik işgal hamleleri temel olarak iki kaynaktan gelmiştir. Bunlar Rusya ve Çin’dir. Çin’in bölgeye yönelik işgal hamleleri zaman içerisinde sürse de bunlar Doğu Türkistan ile sınırlı kalmıştır. Ayrıca Rusya ve Çin, yaptıkları anlaşmalarla bölgeyi aralarında pay etmiş, Çin, Doğu Türkistan’ı; Rusya ise Batı Türkistan’ı işgal etmiştir. Rusya’nın işgali 15. yüzyıl sonlarında Tataristan ve Başkurdistan bölgelerinde başlamış, bu yüzyılın sonunda ve devam eden yıllarda Kafkasya ile Sibirya’ya ulaşmıştır. Rusya, 1800’lü yılların ortalarında Orta Asya’yı işgale başlamıştır. Bu işgal karşısında bölgedeki Kazak Hanlığı, Buhara Emirliği, Hokand Hanlığı, Hive Hanlığı birer birer mağlup olmuştur. Taşkent, Semerkand, Buhara, Harezm gibi şehirler düşmüştür. 20. yüzyıl başlarken Rus Çarlığı, Orta Asya’daki hakimiyetini tamamlamış, Afganistan sınırlarına dayanmıştır.

Devam eden yıllarda Rus Çarlığı bir iç krize girmiş ve 1917’de Komünist/Marksist-Leninist Bolşeviklerin öncülüğündeki ihtilal ile birlikte Çarlık yıkılmıştır. Bu ihtilale, Çarlık rejimine karşı hakları alma vaadiyle ikna edilen, Orta Asya’daki bazı Türki kavimlerin mensupları da iştirak etmiştir. Çarlık rejimi yıkıldıktan sonra Rusya’nın hakimiyetindeki bölgelerde komünist-sosyalist rejim tesis edilmiştir. 1917-1922 arasındaki dönemde ise ihtilal nedeniyle oluşan güç boşluğu, bir iç savaşla sonuçlanmıştır. Bu iç savaşta, Rusya’nın işgal ettiği bazı Müslüman coğrafyalarda Müslümanlar Rus işgaline karşı kıyam etmiştir. Bu kıyamlar özellikle Fergana Vadisi ve çevresinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca Ural ve Sibirya’da da Müslümanlar yer yer Ruslara karşı direniş gerçekleştirmiştir.

Sovyetler Birliği

1917-1922 yılları arasında özellikle Hive ve Buhara’da Özbek ve diğer Türk Müslümanların kıyamıyla Rus işgalciler bazı bölgelerden atılmıştır. Aynı zamanda Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkleri de Rus işgalcilere karşı kıyama devam etmiştir. Afganistan’daki Müslümanlar ve her ne kadar gücünü büyük ölçüde yitirmiş olsa da Osmanlı Devleti bu amaçla Orta Asya’daki Müslümanlara destek vermiştir. Ancak Bolşevik İhtilali’nin ardından 1922’de kurulan Sovyetler Birliği, 1925’te bölgeleri tekrar ele geçirmiştir. Buna rağmen bölgede Rus işgaline karşı direniş tarih sayfalarında yerini almıştır. Özellikle 1916 yılında Rusları bölgeden atmak için kurulan “Basmacı Hareketi” bu süreçte büyük rol oynamıştır. Basmacı Hareketi, 1921 yılında Anadolu’dan çıkarak bölgeye gelen Osmanlı subayı İsmail Enver Paşa ile gücünü artırmıştır. Osmanlı’da birçok üst düzey askeri görevde bulunan ve Harbiye Nazırlığı yani Savaş Bakanlığı görevi de yapan Enver Paşa, burada Basmacı Hareketi’ni, yaklaşık 30 bin kişiden müteşekkil bir ordu haline getirmekte büyük rol oynamıştır. Kendisi de burada 1922 yılında Ruslara karşı savaştığı sırada vefat etmiştir. 1925’e gelinirken büyük ölçüde gücünü kaybeden hareket yine de 1934’e kadar aktif olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu dönemle beraber Basmacı Hareketi’nin bazı mensupları ve kimisi Osmanlı subayı olan liderleri Afganistan içlerine çekilmiştir. Bölgede Sovyetler Birliği’nin otoritesi zamanla artarken, özellikle Stalin gibi Sovyet liderlerinin katliam, baskı ve asimilasyon politikasıyla, Orta Asya’daki Müslüman halklar kimliklerini kaybetmeye başlamıştır. Sovyetler Birliği bölgenin doğal kaynaklarından yararlanmış, halkını İslam’dan uzaklaştırmış ve asimile etmiştir.

Günümüzde Orta Asya Müslümanları

Sovyetler Birliği’nin yıkılmaya yüz tuttuğu 1980’li yılların sonunda bölge halkı sosyal olarak İslam’a yeniden dönmeye başlamıştır. Öyle ki Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı 1991 yılından sonra bölgede kapsamlı bir İslami diriliş yaşanacağı düşünülmüştür. Dünya müstekbirleri, özellikle Rusya ve Çin bundan endişe duymuştur. Zira bölgede Sovyetler’den miras kalan ağır sanayi imkanları, fabrikalar, altın, doğalgaz, Uranyum, petrol gibi önemli yeraltı kaynakları, askeri materyaller mevcuttur. Ayrıca bölge halkının İslam’a bağlılığı, dirençli ve mücadeleci yapıları, sahip oldukları İslami medeniyet geçmişi de İslami bir diriliş halinde dünya müstekbirlerine sorun teşkil edecek cinstendir. Bu sebeple Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da ABD, Rusya ve Çin gibi dünya müstekbirleri, bölge Müslümanlarını rahat bırakmamıştır. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bölgede Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan olmak üzere 5 devlet kurulmuştur. Bu devletlerin idarecileri, dağılan Sovyetler Birliği’nde de bu bölgeleri yöneten kişilerdir. Sovyetler Birliği dağılsa da bu bölgede sona eren şey sadece komünizm/sosyalizm olmuştur. Bölgede kurulan devletler baskıcı, İslam karşıtı, yolsuzluğa dayalı ve Müslümanların uyanışına mâni olan tağuti yapılar olma hüviyetini sürdürmüştür. Bu devletlerde, özellikle Özbekistan ve Kırgızistan’da İslami uyanış için yer yer kıyamlar gerçekleşmiştir. Ancak yüz binlerce Müslüman katledilerek bu kıyamlar bastırılmıştır. Bölge Müslümanları, Afganistan gibi diğer Müslüman ülkelere hicret etmek durumunda kalmıştır.

Bugün halen Orta Asya Müslümanları tağuti idarecilerin keyfi zulümleri altında, yoksulluk içerisinde ve İslam’dan uzak şekilde hayat mücadelesi vermektedir. Bu haliyle Orta Asya, zengin bir mirasa sahiptir ancak bu miras bölgede tağutlaşmış yöneticiler tarafından adeta sömürülmektetir. Orta Asya Müslümanları, sahip oldukları kaynaklar ve imkanlar göz önüne alındığında, aynı zamanda geçmişte İslam medeniyetine ev sahipliği yaptıkları gerçeği düşünüldüğünde, oldukça büyük bir potansiyele sahip haldedir. İslam Orta Asya’nın hürriyeti ve selameti, Orta Asya da İslam’ın muasır dönemdeki gücü ve istikbali için büyük bir önem arz etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir