KÖTÜLÜK MÜNADİLERİ

Geçmişte ve günümüzde birçok insan iyi olduklarını ve insanlık için iyi olan ne varsa ürettiklerini ve insanlığa kazandırdıklarını iddia etmektedirler. İyilik kavramını nefsi arzu ve isteklerine cevap veren her şeyi doğru kabul ederek anlamlandırırlar. Böylelikle kendi düşünce ve isteklerine uymayanları kötü, uyanları ise iyiler olarak kabul ederler.

Öncelikle iyi ve kötüyü, dostu ve düşmanı belirlemek gerekir. Bunu yaparken de hakkaniyetten uzaklaşmadan, vicdanların sesine kulak verilmelidir. Birçok filozof iyi ve kötü kavramlarını incelerken, kendi öngörüleriyle incelemiş ve doğal olarak hata etmişlerdir. İyi ve kötüyü açıklarken hep madde dünyasının perspektifinden bakılmıştır. Oysaki iyilik ve kötülük manevi ve derin kavramlardır. Aklı ile kalbini değil de sadece aklını referans alan her düşünür, boşuna kürek çekmiş ve sonucunda elinde hiçbir şey kalmamıştır.

İyilik gibi kötülük de akıl ve kalp ile fark edilir. Ancak bunlar da yeterli değildir. Çünkü akıl ve kalbin beslenmesi için doğru bir kaynak gerekmektedir. Filozofların menfi, faydacı düşünceleri elbette ki doğru bir kaynak değildir. Çünkü herkes gibi filozoflar da insandır ve düşünceleri kusurludur. İnsan olduklarından dolayı düşünceleri hayatlarındaki çeşitli olumsuz ve olumlu olaylardan etkilenmiştir. Olaylardan etkilenen düşünceler nasıl olur da milyarlarca insanların kabul gördüğü kaçınılmaz doğrular olabilir?

Bir insanın sağlıklı bir şekilde iyi ve kötüyü birbirinden ayırması için yaratıldığını kabul etmesi gerekir. Modern dünya, kendi aklını ölçü kabul ettiği için yanıldı. Evet, akıl birçok teknolojik alet ve edevatın icadı için yeterli gelebilir. Ancak icat edilen aletlerin sonucunun insanlığın hayrına mı yoksa zararına mı olduğunu öngöremez, öngöremediler de… Batı dünyası bu yüzden duygularını yitirmiş robotik nesillerin yurdu haline geldi. Yaratılışı kabul etmeyen insanlar iyi ile kötüyü sağlıklı bir şekilde birbirinden ayıramaz ki ayıramadılar da…

Allahu Teâlâ insanı yeryüzünün en şerefli mahlûku olarak yaratmışken, yaratılışı kabul etmeyen insanlar kendilerinin balıktan, maymundan, itten, köpekten türediğini savunarak şerefli mahlûk olmaktan ziyade hayvan olmayı ve hayvanca yaşamayı tercih emişlerdir. Böylelikle nefsini insanlar gibi dizginlemek yerine, vahşi bir hayvanın dizginlemeye gerek duymadığı gibi davranışlar sergilediler ve sergilemektedirler.

Kendilerine haz, mutluluk ve peşin dünyalık menfaat getiren her şeyi iyi, güzel, aydınlık, ilericilik, doğru normlar olarak kabul etmişler. Peşin menfaat getirmeyen her şeyi ise kötü, çirkin, karanlık, gericilik, yanlış normlar olarak nitelemişlerdir. Oysaki iyi ve kötüyü yaratan ile insanları yaratan aynıdır. İyi ve kötüyü yarattı ve bize seçmemizi buyurdu. Nefislerini ilah görenler kötüyü iyi olarak kabul ettiler. Nefislerini ıslah edenler ise iyiyi iyi, kötüyü ise kötü olarak kabul ettiler. Kötüye asla iyi kılıfını geçirmediler. Sapmadılar… Saptırmadılar. İyi ve kötü ayrımını kendi aciz düşünceleri ile değil, Allahu Teâlâ’nın bildirdiği şekilde yaptılar. Böylelikle hakkaniyetli bir şekilde iyi ve kötü ayrımı yapmış oldular. Yapmış oldukları iyilik ve kötülüğün sağlamasını bizzat hayatlarında gördüler. Allahu Teâlâ’nın bildirdiği kötülüklerden uzak kalanlar bedbaht olmaktan, pişmanlıklardan uzak, mutlu, huzurlu bir ömür yaşarlarken aksi şekilde yaşayanlar ise önce mutlu olduğunu zannetti ancak hayatları kötü sonla bitti. Tabii kötü son da onlara göre göreceliydi.

İnsanlar, Allah’ın gönderdiği peygamberlerin yolunu takip etmeyip “İşte benim iyiliğe giden doğru yolum!” diyerek yola çıkarsa, yaptığı tüm iyiliklerin aslında kötülüğün ta kendisi olduğunu bilmeden yaşarlar. Böylelikle iyilik yaptığını sanan cahil insanlar, aslında hayatı boyunca kötülük yaptığının farkında bile olmazlar. Kaş yaparken göz çıkartmak gibi diyebiliriz. Yaptıkları kötülükleri durdurmaya çalışan iyi insanları kötü olarak nitelerler ve insanların yararına çalıştıklarını öne sürerler. Tıpkı günümüzde İslam coğrafyalarını tarumar eden şer odaklarının yaptıkları gibi…

Onlar insanlara hak, hürriyet, eşitlik götürdüklerini öne sürerler ancak kan, gözyaşı, esaretten başka bir şey götürmezler. Kötülük işleyen kimse ben çok kötüyüm demez. İyi olanların aslında kendileri olduğunu öne sürerler. Tıpkı Allah’ın lanet ettiği yahudiler gibi… Onların “Biz çok kâfir insanlarız” dediklerini ağızlarından duydunuz mu? Bilakis “Biz Allah’ın sevgilileriyiz” derler. Yani Allah’a en çok yakın olanların kendilerinin olduğunu iddia ederler. Kötülüğü işleyenler asla kötü olduklarını itiraf etmezler. Bu yüzden iyi ve kötü hakkında hiçbir insanın kendi fikirleri kabul edilemez. Nefislerini ıslah etmeyen, ilim sahibi değildir. İlim sahibi olmayan ise cahildir. Kötülüklerin işlenmesi ise cahillikten ileri gelmektedir. Dünya hayatına cahilce bağlanan insanlar, kendisinden başka kimsenin hakkına riayet etmezler. Riayet ettiklerini sanırlar.

İnsanlar kendi hayal dünyalarındaki kötülükleri iyilik olarak kabul etmekte olduklarından, gerçek iyilikleri görmezler. Aslında gerçek iyilik Allah için yapılan iyiliktir. Allah için yapılmayan iyilikler vicdanı rahatlatmaktan öteye gitmeyen iyiliklerdir. Allah için yapılan iyilikler, kuldan teşekkür bile beklenilmeyen erdemli davranışlardır. Birçok yollar ve menheçler olsa da aslında dünyada iki kutup vardır… İyiler ve kötüler… Küfür ehli ve iman ehli… Allah’ın dostları, iblisin dostları… Allah’ın kanunlarının toplumlarda hâkim olmasını isteyenler, kâfirlerin kanunlarından razı olanlar.

Bakıldığında çatışma Habil ve Kabil’den bu yana hep aynıdır. Kabillerin kılık ve kıyafetleri değişse de zihniyetleri hep aynı olmuştur. Önceleri Habilleri taşla öldürenler, bugün bombalar ve çeşitli teknolojik silahlarla öldürmektedirler. Eskiden de algı yönetimleri vardı ancak basit bir işleyişe sahipti. Günümüzde iblisin dostlarının sayesinde algı yönetimi zirveyi gördü. Önceden düşman yüzleri tanınırken günümüzde düşmanlar, dost canlısı şekilde hayatımızda var olmaktadırlar. Dünyamızda iyiliğe çağıranlar olduğu gibi kötülüklere çağırınlar da vardır. Hatta kötülüğe çağıranlar daha çoktur. Bunun sebebi ise cahil insanların gözünü para, mal, şöhret, makam, mevki ve birçok dünya menfaatinin kör etmiş olmasıdır. Bu yüzdendir ki kötülükleri iyilik gibi görmekteler ve herkese ve her kesime ulaştırma gayreti içindedirler. Bazı cahiller ise dava olarak görmekte ve heveslerine dayanan fikirlerine, insanları çağırmaktadırlar. Bu fikirlerine uymak için ise şartlar ortaya koyarlar. Bu şartlar ise Allah’ın dünyayı yaratırken ortaya koyduğu kanunlara terstir. Böylece iyiliğe çağırdıklarını zannedenler aslında kötülüğe çağırmaktadırlar. Bu kötülükler ise hem dünyalarını hem de ahiretlerini silip süpürmektedir.

Biz bu makale serimizde kötülüğe çağıranların hangi araçları kullanarak insanları etkisi altına aldıklarını işlemeye çalışacağız. Etki altına alınan insanlarda ne gibi değişiklikler ortaya çıkmakta ve bu değişiklikle beraber kötülüğün nasıl da insanların benliğini kaplayarak öldürdüğünü incelemeye çalışacağız. Günümüzde kötülük münadileri olarak medya, sanat, sosyal hayat, siyaset alanlarında insanları hangi araçları kullanarak sürüklediklerini inceleyeceğiz. Bu makale serimizdeki amacımız algımızla oynayanların nasıl kötülükleri masumlaştırdıklarını Müslümanlara göstermek ve hatırlatmaktır. Çünkü farkında olmadan Müslüman aileler toplum psikolojisinin vermiş olduğu baskıyla hareket etmektedirler. Kötülükleri iyilik gibi görebilmekte veya kısa süreliğine masumane kılmaktadırlar. Müslümanların, zihinlerinin kirlenmelerinin önüne geçmeleri, düşmanlarını iyi tanımaları ve aile fertlerine de tanıtmaları gerekmektedir. Artık düşmanlarımız düz bir vadide okları ve kılıçları ile beklemede değil, teknolojik silahları ile kendimize ait odaların içlerinde pusuya yatmaktadırlar. Biz savaşmak için vadi ve araziye inmeyi beklerken, düşmanlarımız evimizden çıkmadan bizi kapı önünde zehirlemektedir.

Müslümanlar, dünya hayatını dünyayı isteyenlere, ahireti ise kendilerine bırakmayı tercih etmeliler. Kalbimize ve zihnimize savaş açan kötülük münadilerini bir sonraki yazı dizimizde işleyeceğiz, inşallah. Allah’a emanet olalım. Kardeş kalalım. Dünyada iken cenneti yaşamak için değil, cennette iken gerçek hayatımızı yaşayabilmek adına dünyada çalışalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir