İTAATİN ÖNEMİ VE SINIRLARI

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ
فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ
ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلاً۟

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin, sizden olan ulül-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzeldir.”

(Nisa, 59)

 

Allahu Teâlâ, Hz. Âdem’i yeryüzünün değişik topraklarının terkibiyle yaratmıştır. Bu yüzden onun soyundan gelenler arasında değişik renkler ortaya çıkmıştır. Rabbimiz bu vesileyle insanların dünyaya yayılmasını ve insanların birbiriyle imtihan olmasını dilemiştir.

Her şeyi elinde tutan Allahu Teâlâ dileseydi iyilikte veya kötülükte tüm insanları aynı fizik, fikir ve hareket noktasında birleştirirdi. Ancak bu imtihanın ve insanın yaratılış gayesinin ortaya çıkmasına engel olurdu. Bu yüzden her bir insan kendine has bir yapıya sahip olarak farklı mizaçta yaratılmıştır. İnsanların bu farklılığına işaret eden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdular: “İnsanların misali hiçbiri yük taşımaya müsait bulamayacağın yüz deve gibidir.”[1]

İnsanların yaratılış gayesi Allah’a ibadettir. Ancak sahip olduğu nefis onu bu ibadetten alıkoymaya çalışır. Bu yüzden kendisini önünde bekleyen ölüm ve sonrasında hazırlık yapmak veya ardı arkası kesilmeyen çekici dünya nimetlerini elde etmek arasında bulur. Ya Allah’a itaati veya çeşitli şekilleriyle boy gösteren arzuların peşinden gidecektir.

İnsan Hz. Âdem’in şahsında henüz dünyaya gelmeden önce itaat ile sınanmıştır. İblisin kendisine düşman olduğunu öğrendikten sonra yasaklanmış ağaçtan uzak durması emredilen Hz. Âdem yine Allah’ın takdiri ile ehli ile beraber cennetten dünyaya indirildi. O’nun nesli de ilk ciddi sınavını Allah’ın emrettiği kurban ile verdi. Hz. Âdem’in iki oğlunun hikayesi itaat ve itaatsizliğin temsili olarak karşımızda durmaktadır. Neticesi cennetten çıkarılmaya kadar varan, kardeş kanını dökmeye sevkeden bu mesele ibadetin mihenk taşıdır. İslam Tarih’inde Uhud Savaşı esnasında Müslümanların itaat ettikleri ve itaattan yüz çevirdikleri zaman nasıl neticelerle karşılaştığı detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Ayet-i kerimenin manasını teyit mahiyetinde pek çok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Onlardan bazıları şöyledir:

Enes radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üzerinize başı kuru üzüm gibi olan Habeşli biri dahi emir tayin edilse onu dinleyin ve itaat edin.”[2]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İsrailoğlullarını nebiler idare ediyordu. Bir peygamber vefat edince yerine diğeri geçiyordu. Ancak benden sonra nebi gelmeyecek, çok sayıda halife gelecektir.” (Ashab) “Ya Rasûlallah! O zaman bize ne emredersin?” dediler. Buyurdu ki: “Her birine beyat edin ve haklarını verin. Muhakkak Allah onlara sizi nasıl yönelttiklerini soracaktır.”[3]

Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: ‘Kim elini itaat etmekten geri çekerse kıyamet günü Allah’ın huzuruna hiçbir delili olmadan gelir. Kim de boynunda beyat sorumluluğu olmadan ölürse bir nevi cahiliye üzerine ölmüş olur.”[4]

İslam’da kayıtsız şartsız itaat yoktur. İtaat dinin emirleri çerçevesinde geçerlidir. Emir sahibi kim olursa olsun Allah’ın yasaklamış olduğu şeyleri emredemez.

Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Günah bir şey ile emredilmedikçe Müslüman kişi hoşuna giden ve gitmeyen şeyleri dinleyip itaat etmelidir. Günah işlemekle emredilirse artık dinleyip itaat etmez.”[5]

Müfessirlerin Ayet ile İlgili Görüşleri

Fahreddin er-Razi Mefatihul Gayb’da şöyle diyor: “Bilesin ki Rasûlullah sallallahu aleyhi sellem’den rivayet olan şeyler ya sözdür ya da fiil. Allahu Teala’nın “peygambere itaat edin” buyruğu dolayısıyla onun sözlerine itaat vaciptir. Fiillerine gelince peygambere has durumlar haricinde ümmetin o fiillere de uyması vaciptir. Bunun sebebi ise Allah’ın “itaat edin” sözünün Allah’ın emirlerine itaati vacip kıldığını beyan etmemizdendir. Sonra Allahu Teâlâ Muhammed aleyhisselam’ın sıfatını anlatırken “ona uyun” buyurdu. Bu da emir olup farziyete delalet eder. Böylece ona uymak farz olmuştur. Uymak başka birinin yapmış olduğu ameli sırf o kişi yerine getirdi diye yapmaktır…”

Er-Razi bize Allah’ın yüce isminin tazimi açısından önemli bir edebe riayet etmemizi isteyerek söyle devam ediyor: “Allah ‘Allah’a itaat edin’ diyerek onu tek başına zikretti. Sonra “Rasûle itaat edin, sizden olan ulül-emre de” buyurdu. Bu Allah azze ve celle’den bir edebi öğretme sadedindendir. Bu edep onunla beraber başka birinin isminin zikredilmemesidir. Ancak durum yaratılmışlar için söz konusu olursa onlar beraber zikredilebilirler. Bunun delili “Rasûl’e itaat edin, sizden olan “ulül-emre de” sözüdür. İşte burada bu edep öğretilmiştir. Bundan dolayı bir kişi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında “Kim Allah ve Rasûl’e itaat ederse doğru yolu bulmuştur, kim ikisine isyan etmişse sapıtmıştır” deyince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Sen ne kötü hatipsin. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse deseydin ya” dedi. Veya buna yakın bir şey söyledi. Sözün özü bir lafızda ikisinin zikri bir nevi yakınlık ve benzerlik düşüncesi verir. Allah ise bundan yücedir.”[6]

İman Kurtubi el-Camiu li Ahkamil-Kur’an’da şöyle diyor: “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz yani tartışır ve ihtilaf ederseniz… ‘Onu Allah’a ve Rasûl’e götürün’ yani bu hükmü Allah’ın kitabına ve Rasûlüne götürün. O hayattayken O’na sorun veya vefatından sonra sünnetine bakın.”[7]

Müfessirler ulül-emrin kim olduğu hakkında ihtilafa düşüp farklı görüşler getirmişlerdir. Bu görüşler arasında en sahih olanı “Müslüman idareciler ve ulemadır” diyenlerin görüşüdür.

Şehit Seyyid Kutub rahimehullah “sizden olan ülül -emre de” bölümünü söyle açıklıyor:

“Ulül emre gelince … Ayet-i kerime onları da belirtiyor. Sizden olan ulül-emre… Müminlerden olan mümin ulül emre yani Allah’a ve Rasûlüne itaat eden, yasama yükünü ve hakimiyet telakkisini sadece Allah’a bırakmak, bütün hayat telakkisini yalnız O’ndan almak gibi ve şartları yukarıdaki ayet-i kerimede belirtilen hususları yerine getiren ulül-emre…

Ayet-i kerime Allah’a itaati ve onun tarafından gönderilmiş olmasından dolayı peygambere itaati esas kabul ediyor. Ulül-emre itaate gelince… Bunu ‘Sizden…’ kaydı ile Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeye bağlıyor. ‘İtaat ediniz’ kelimesi Rasûlullah’ı itaat hususunda ikinci defa tekrarlanmış olduğu halde ulül emre itaat hususu zikredilirken tekrarlanmıyor.

Böylece onlara itaat hususunun onların Allah’a ve Rasûlüne itaat etmelerine bağlı olduğunu, itaat yetkilerini Allah’a ve Rasûlüne itaat durumundan aldıklarını beyan etmiş oluyor. Bu da ulül-emre Allah’a ve Rasûlüne itaat ettikleri müddetçe itaat edin manasını taşır. Aynı zamanda “sizden” kaydıyla da imanı şart koşuyor…”

[1]. Buhârî, 6498; Müslim, 2547

[2]. Buhârî, Kitabul Ahkam, 9.bab, 78. hadis

[3]. Müslim, Kitabul İmare, 6.bab, 17.hadis

[4]. Müslim, Kitabul İmare, 6.bab, 22.hadis

[5]. Ebu Davud, Kitabul Cihad, 87

[6]. Mefatihul Gayb, aynı ayetin tefsirinden

[7]. Kurtubi Tefsiri

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir