HASRET KALDIK

Allah azze ve celle buyuruyor ki: “Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve ‘Ben gerçekten Müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 33)

Hanzala radıyallahu anh şöyle anlatır: “Bir gün Ebu Bekir radıyallahu anh beni ağlarken gördü ve “Neyin var ey Hanzala?” diye sordu. Ben de büyük bir teessür ve endişe içinde “Hanzala münafık oldu!” dedim. “Subhanallah! Sen ne söylüyorsun?” deyince “Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında iken öyle bir hale geliyoruz ki bize cennet ve cehennemi hatırlatarak öğüt verdiğinde adeta Cenab-ı Hakk’ı, cenneti, cehennemi görür gibi oluyoruz. Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından ayrılınca çoluk çocuğumuzla ve dünya işleriyle meşgul olmaya dalınca, içinde bulunduğumuz hissiyatın çoğunu kaybediyor, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in nasihatini unutuyoruz.” dedim. O da “Vallahi buna benzer haller bizde de oluyor.” dedi. İkimiz kalkıp Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin yanına vardık ve durumu kendisine arz ettik. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki siz benim yanımdaki halinizi ve zikir esnasındaki halinizi devamlı muhafaza edebilseydiniz melekler yataklarınızın üzerinde ve yollarda (yani gece-gündüz) sizinle musafaha eder, sizi tebrik ederlerdi.” -Üç defa tekrarlayarak- “Ey Hanzala, bazen öyle bazen böyle olur.” buyurdu. [1]aşadığımız şu imtihan günlerimizde sanki bu ayet-i kerimeyi daha iyi anladık. Güzel söz dinlemeye, güzel sözü bize ulaştıran hocalarımıza, bizi Allah’a çağıran, Allah’a davet eden topluluklarımıza, meclislerimize hasret kaldığımız şu günlerde Rabbimizin bu ayet-i kerimesini daha fazla tefekkür eder olduk. Ruhen ve bedenen o güzel insanlardan uzak kaldık. Öksüz ve yetim kaldık. Allah’a davet edenlerden, amel işleyenlerden “Ben Müslümanım” diyenlerden uzak bir hayat, meğer dünyaya yakın olmakmış.

Bu rivayetten anlaşıldığına göre müminler, ashab-ı kiram gibi daima Rabbini hatırlamak üzere kalbini gafletten koruma gayreti içinde olmalıdır.

İşte davet ortamları, nasihatini dinlediğimiz kardeşlerimiz, kalplerimizi diri tutan zikir meclislerimize hasret kaldık.

Buram buram hasret kokuyor “Sohbetler ne zaman başlayacak?”, “Tefsir dersleri ne zaman?”, “Hadis sohbetleri, Kur’an dersleri…?” diye uzayıp giden sorularımız.

Mescidin önünden her geçtiğimizde, kapısını kapalı gördüğümüzde nasıl da burkuluyor içimiz? Birbirimizle musafaha yapmak çok sıradan bir nimetken şimdi ciğerlerimize kadar inen bir hasret var içimizde. Oysa soğuk kış günlerinde bazen evden çıkıp mescide yürümek zor gelirdi bu bedenlerimize. Bazen de bir kardeşimizin şakasına dahi tahammül edemediğimiz anlar olurdu. Şimdi, onu ne kadar özlediğimizi farkediyoruz.

Dünyanın ağır yükü altında meğer bir Müslüman kardeşimize sarılmak ne çok yükümüzü hafifletiyormuş. Kardeşlerim “Size hasret kaldım!” derken bir hançer sanki boğazımızda…

Yalnızca biz miyiz hasret kalan? Mescidin duvarları ne kadar da mahzun! Kur’an, harflerini okuyan talebelerin sesleriyle buluşmayı özledi. Şu köşede duran kürsü, üzerine müminlerin secde ettiği şu halılar, şu açılan kapı… Hepsi ama hepsi müminleri özledi. Tıpkı bizim gibi hasret kaldı.

Ya Rabb! Bizi yeniden bu nimetlerine kavuştur. İçinde bulunduğumuz imtihanların hikmetlerini en güzel şekilde anlamayı, kavramayı senden diliyoruz.

Ya Rabb! Bize yeniden yeryüzünün her köşesine dağılarak senin ismini, senin dinini yüceltmeyi nasib eyle, âmin.

 

[1]. Müslim, Tevbe, 12,13 (1)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir