ESMA VE SIFAT TEVHİDİ

1-Kur’an’ın Allah’ı Tanıtması

İnsanlar Allah’ı ya yarattığı varlıklardan hareketle ya da Kur’an ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aracılığıyla tanıyabilirler. Varlıklar kitabı olan bu evren Allah’ın varlığı, gücü ve otoritesi hakkında kısmi bilgi verir. Ama Kur’an, Allah hakkında gerekli olan bütün bilgileri bize sunar. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in “Kur’an ehli, ehlullahtır”[1] buyurduğu rivayet edilmiştir.

İhlas Suresi Allah’ı özlü bir şekilde tanıttığı için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “İhlâs suresi Kur’an’ın üçte birine eşittir” buyurmuştur.[2] Namazlarında devamlı İhlas Suresi’ni okuyan ve bu sureyi Allah’ın sıfatlarını anlattığı için sevdiğini söyleyen bir sahabisi hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem “Bu sureye olan sevgin seni cennete girdirecektir.”[3] buyurmuştur.

Kur’an’ın en faziletli, en büyük ayeti ve Kur’an ayetlerinin efendisi olarak nitelenen Ayet el-Kürsi[4] de Allah’ı tanıtır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti farz namazlardan sonra ve uyumak için yatağa girince okumamızı tavsiye etmiştir.[5]

Yasin Suresi de Allah’ı ve iman esaslarını tanıtan bir suredir. Bundan dolayı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bu sureyi ölmek üzere olan kişilere okumamızın[6] tavsiye edildiği ve “Her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbi de Yasin’dir”[7] buyurduğu rivayet edilmiştir.

Görüldüğü gibi Kur’an’ın her suresi ve her ayeti Allah’ın farklı bir özelliğini açıklar. Kur’an’ı anlayarak ve düşünerek okumayanlar Allah’ı gereği gibi tanıyıp kulluk yapamazlar.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah’ı en iyi tanıyan kul idi. Gerek hadisleri gerekse hayatı ile bizlere Allah’ı tanıtmıştır. Esma-ul Hüsna hadisinde de Allah’ı mükemmel bir kompozisyon örneği ile tanıtmıştır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatını ve hadislerini, üzerinde düşünerek okumayan kimseler de Allah’ı gereği gibi tanıyıp takdir edemezler.

2-MarifetuIlah

İnsanın Allah bilgisi (marifet) arttıkça imanı da artar. Tanımayan takdir edemez. Uzaktan gafletle bulanık ve önyargılı bakan kimse Allah’ı gereği gibi kavrayamaz, gereken alakayı gösteremez.

Kur’an insanlardaki gaflet ve cehalet perdesini yırtar. Akıl ve ruhu harekete geçirir. Kulaklardaki ağırlıkları atar, gözlerin önündeki perdeleri kaldırır. Her insana kabiliyeti ve gayreti ölçüsünde Allah’ı tanıtır ve imanın artmasını sağlar. Bu gerçeği Allah, kitabında şöyle ifade eder: “İnananlar ancak o kimselerdir ki her ne zaman Allah anılsa kalpleri korkuyla ürperir; kendilerine her ne zaman O’nun ayetleri okunsa imanları artıp güçlenir ve Rablerine güvenirler.” (Enfal, 2)

3-Allah Sevgisi

Marifet, muhabbeti doğurur. Allah’ı tanıyan O’nu daha çok sever. İnsan Allah’ın gücünü, fiillerini, otoritesini, isim ve sıfatlarını tanıdıkça O’na olan sevgi ve saygısı artar. İnsan, Allah’ı marifeti oranında sever. Fazla bilen fazla sever. Mabud en çok sevilendir. Allah Vedud’dur, hem çok sever hem de çok sevilir. “İnsanlardan kimileri, Allah’tan başka ortaklar edinirler ve Allah’ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allah’ı severler.” (Bakara, 165)

Müminin Rabbi hakkındaki bilgisi ve O’nun büyüklüğünü idraki onu bütün benliğiyle Allah’a bağlanmaya yöneltir. Artık Allah’ı tanıyıp sevdikten sonra hiçbir güç, ne kadar büyük olursa olsun müminin yanında hiçbir anlam ifade etmez. Onun ruhu artık Allah’la beraberdir. Allah’tan başkası ile dostluğu ve muhabbeti yoktur. Allah’tan başkasına O’nun izni dışında asla itaat etmez. Çünkü tevhidin anlamı her hususta ihlas ile bir tek Allah’a teslimiyettir. Allah sevgisinin nihai anlamı da budur.

“De ki: “Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” (Âl-i İmran, 31)

Hiç şüphesiz Allah sevgisi kuru laflarla yapılan bir iddia olmadığı gibi sadece gönlün aşkla dolması da değildir. Bunların yanında mutlaka Allah’ın elçisine uymak, O’nun getirdiği hidayet üzere yürümek ve nizamını hayata uygulamak gerekir. İman bir takım süsleme laflardan ibaret değildir. İman ne ağızlarda gevelenen laflar ne coşan hisler ve ne de yapılan bir takım ruhsuz davranışlardır. Aksine iman, Allah’a ve Rasûlüne itaat ve Hz. Muhammed’in bize tebliğ ettiği ilahi nizama göre davranmaktır.

Bu ayet hakkında İmam İbni Kesir şöyle der: “Bu ayet, Hz. Muhammed’in gösterdiği yol üzerinde yürümediği halde Allah’ı sevdiğini öne süren herkesin aleyhine hükmeder. Böyle bir kimse, bütün söz ve davranışlarında Hz. Muhammed’e verilen İslam dinine uymadıkça gerçekten yalancıdır.”[8]

4-Esma-ul Hüsna ile İlgili Ayetler

Esma-ul Hüsna terkibi, isim kelimesinin çoğulu olan esma (isimler, nitelikler) ile güzel ve en güzel anlamına gelen gerek sıfat gerekse ism-i tafdil olarak kabul edilen hüsna (el-Hüsna) kelimesinden oluşmaktadır. El-Esma-ul Hüsna ifadesi Kur’an’da dört yerde geçmektedir.

“En güzel isimler yalnızca Allah’a aittir. Öyleyse bu isimlerle Allah’a dua edin. Onun isimlerini ve anlamlarını eğip büken kimselerden uzak durun. Böyle kimseler yapıp ettiklerinden ötürü er geç cezalandırılacaklardır.” (A’raf, 180) Bu ayette geçen “ilhad” kelimesinin anlamı hakkında şu yorumlar yapılmıştır:

1- Allah’ın isimlerini inkâr etmek, bu isimler hakkında haktan sapmak ve adaletten ayrılmak.

2- Allah’ın isimlerini inkâra götürecek şekilde yorumlamak.

3- Bu isimleri Allah’tan başkasına nispet etmek.

4- Allah’ı noksanlık ifade eden sıfatlarla nitelemek.

5- Allah’ı, Kur’an ve sünnette bulunmayan ve Allah’a yakışmayan bir isim veya nitelikle vasıflandırmak.[9]

İbni Kayyim’e göre isimlerde ilhadın hakikati, onlar hakkında doğru yoldan sapmaktır. Onlarda bulunmayan anlamları o isimlere sokmak veya manalarının hakikatlerini onlardan çıkarmaktır. Bunları yapan, Allah hakkında yalan söylemiş olur.[10]

“De ki: “İster Allah diye dua edin ister ‘Rahman’ diye. O’nu hangi isimle çağırırsanız çağırın bütün güzel isimler O’nundur.” (İsra, 110)

“Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan O Allah’tır. En güzel isimler O’nundur.” (Taha, 8)

“En güzel isimler ve bütün mükemmellik vasıfları yalnızca O’nundur.” (Haşr, 24)

5-Esma-i Hüsna ile İlgili Rivayet Edilen Hadisler

El-Esma-ul Hüsna ifadesi, Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilen şu hadiste de zikredilmektedir: “Muhakkak ki Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları ihsâ ederse cennete girer.”[11] Hadiste geçen “ihsâ” kelimesinin şu anlamlara geldiğini lügat âlimleri belirtmişlerdir:

1- Allah’ın bu isimlerini eksiksiz bir şekilde ezberleyip onlarla dua etmek,

2- İhsâ, güç yetirmek anlamındadır. Kim bu isimleri ezberlemeye, anlamaya ve gereklerine göre yaşamaya güç yetirirse demektir.

3- İhsâ, akletmek ve ma’rifet anlamındadır. Araplar akıllı ve bilgili kimseye “fulânun zû husâtin” derler. Kim bu isimleri güzel bir şekilde kavrar; manalarını, gereklerini hayatında tatbik ederse anlamındadır.

4- Kur’an’ın tamamını okuyup bu isimleri Kur’an içinde incelemektir.

İbni Kayyim de “ihsâ” kelimesini şöyle tanımlar:

1- Allah’ın isimlerini lafız olarak sayıp ezberlemek.

2- İsimlerin manalarının işaret ettikleri hakikatleri kavramak.

3- Bu isimlerle dua edip gerektirdikleri şekilde O’na kulluk yapmak.

Allah’ın isimlerini ihsâ etmek söz ve amel ile olur. Allah’ın bu isimleri önce anlamları ile öğrenilip onlarla dua edilmelidir. Allah bu isimlerle tanınıp tanıtılmalıdır. Bu isimler hayatın her alanında gündemde tutulmalıdır. Bu isimlere uygun ruhi özelliğe sahip olunmalıdır. Allah’a ait olan bu isimler başkalarına nispet edilmemelidir. Bu isimlerin gerektirdiği şekilde Allah’a kulluk yapılmalıdır.

Allah’ın isimlerini, manalarını anlamadan ezberlemenin kâmil bir faydası olmadığı gibi hayatımızda hâkim kılmadan anlamanın da hakiki bir önemi yoktur. Tıpkı Kur’an’ı ve hadisleri anlamadan ezberlemenin ve yaşamadan anlamanın tam bir yararının olmadığı gibi…

Esma-ul Husna ile ilgili niceliksel ve niteliksel bilgilere bir sonraki sayıda yer verilecektir inşallah.

[1]*Bu makale Dr. Ramazan Sönmez’in “Esma-i Hüsna” isimli araştırması esas alınarak hazırlanmıştır.

. Suyutî, Camius-Sağir, 1/11.

[2]. Tirmizî, Sevabu’l-Kur’an, 3037.

[3]. Tirmizî, Sevabu’l-Kur’an, 3064.

[4]. Bakara, 255

[5]. Tirmizî, Sevabu’l-Kur’an, 3037.

[6]. Ebu Davud, Cenaiz, 20; İbni Mace, Cenaiz, 4.

[7]. Tirmizî, Sevabu’l-Kur’an, 6 (3047)

[8]. Seyyid Kutub, Fi Zilal, c.2, s.69

[9]. Fahreddin er-Razî, Mefatihu’l-Ğayb, 15/ 71-72.

[10]. İbn Kayyim, Medaricu’s Salikin, 1/ 29.

[11]. Buhari, Tevhid: 12; Müslim, Zikr: 5-6; Tirmizî, Da’avat, 82; İbni Mace, Dua,10; Müsned, 2/258

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir