EŞLER ARASI PROBLEMLER VE ÇÖZÜM YOLLARI

Kişinin aile hayatı, onun davranışlarının, karakterinin ve tabiatının gerçek aynasıdır. İnsanın, evi dışındaki sosyal hayatında bütün hareketlerinin sahte ve yapmacık olması ve gerçekte olduğundan bambaşka bir surete bürünmesi ve farklı bir kişilik sergilemesi mümkündür. Fakat kişi uzun süre gerçek kişiliğini ailesinden saklamayı başaramaz. Bu sebeple insanlar evlerindeki hayatlarıyla denenir ve imtihan olurlar. Eğer bir kişinin gerçek karakteri hakkında hüküm verilmek istenirse onun aile hayatına bakılmalıdır.

Kendisi, diğer insanlara anlattığı takva, merhamet ve şefkat gibi hususları hayatında ne derece tatbik ediyor?

Başkalarını Kur’an ve sünnetle uyarırken kendisi bunlara ne kadar riayet ediyor?

Başkalarına öğrettiği bu esasları kendi ailesi hangi ölçüde yerine getiriyor ve ne kadarını uyguluyor?

Dinine sahip çıkmada ve ailesi içinde tatbik etmekte ne kadar başarılı?

Diğer insanlardan da uymalarını istediği sade hayat, itaat, iffet, fedakârlık, hoşgörü, sabır, ahlâk ve namus gibi mefhumlar kendi evinde ne kadar görülmektedir?

Eğer bir insan bu imtihandan başarı ile çıkarsa, işte o vakit hiçbir kimse onun ahlâkının, karakterinin ve samimiyetinin üstünlüğünü inkâr edemez.

Her kim evinde ailesi ile mutlu bir hayat yaşıyorsa toplumdaki diğer insanlarla da mutlu yaşar. Her kim de evinde ve ailesi içinde gönül huzurunu kaybetmiş, sıkıntı ve keder içinde ise böyle bir kişi toplum içinde de insanlardan yüz çeviren, onlarla olan ilişkileri bozuk, kötü ahlaklı biri olur. Hakikatte her toplumsal sorunun ve ahlaki bozulmanın ardında yatan temel gerçek ailenin bozuk olmasıdır. Bu gerçeği çok iyi idrak eden İslam düşmanları, Müslümanların en önemli merkezi, kalesi durumunda olan aile müessesesine daimî surette saldırıda bulunurlar. Çünkü onlar aileyi yıkmanın toplumu en kısa sürede bozacağı gerçeğini çok iyi bilirler.

Ailenin bozulması neticesinde sevgiden uzak, merhamet duygularından yoksun, intikam hissi ile ve zarar verme içgüdüsüyle hareket eden kişiler toplumda tedavi edilmesi çok zor olan buhranlara, nice toplumsal suçların işlenmesine ve topluma zarar vermeye başlarlar.

Aile hayatında meydana gelen bu sıkıntılar belli bir çevre ile sınırlı olmayıp toplumun hemen her kesiminde kendini gösterebilmektedir. Cahil ve bilgisiz muhitlerde ortaya çıktığı gibi bilgili ve kültürlü çevrelerde de bu sıkıntıların meydana geldiği tespit edilmiştir. Dini hassasiyeti zayıf olan kesimlerde görüldüğü gibi muhafazakâr çevrelerde de bu sıkıntılar görülmektedir. Batıda gözlemlenen bu başıbozukluk maalesef doğuya da sirayet etmiş, onu da kendine benzetmiştir. Ancak şu iyi bilinmelidir ki her ne zaman dinî ve ahlaki esaslar zayıflamışsa oradaki bozukluk daha bir hız kazanmış ve onarılmaz yaralar açılmıştır.

Maalesef bazı dindar gözüken kesimlerde bile bu bozukluğun tesiri görülebilmektedir. Dış görünüşleriyle İslami gözüken, hakikatte ise İslam’ı sindirememiş, onun ahlakıyla ahlaklanmamış ve nefsi arzularını, nassların önüne geçirmiş kimselerin de aile müessesine büyük zararlar verdiklerini hep birlikte gözlemliyoruz.

Ailevi sorunları ortaya çıkaracak problemlerin devamlı gündemde tutulması, kadın ve erkeği karşı karşıya getirecek çalışmaların yapılması ve bunu kendine hedef edinen kesimlerin devamlı ve programlı çalışmaları, neticede toplumu yozlaştırarak bu müesseseye zarar vermenin amaçlanması, günden güne toplumu hızla bir çöküşe doğru sürüklemektedir.

Bunun çözümü ise aile müessesesine sahip çıkmak, hak ettiği konumu ve saygınlığı ona tekrar kazandırmaktan geçer. Toplumun en gözde kurumu olan ve çekirdek aile dediğimiz anne, baba ve çocuk(lar)dan oluşan bu müesseseye önem vermek, tıpkı güzel ve verimli minik bir tohumu toprağa gömerek filizlenmesine ve ileride kocaman ve iri gövdeli, verimli ve sarsılmaz bir ağaç haline gelmesine ve gölgesiyle her tarafı kuşatarak etrafına kol kanat gerecek bir ağaç olmasına sebep olacaktır. Bu sebeple her ne kadar minik de olsa bu küçük çekirdeğe ve tohuma ehemmiyet göstermek gerekir.

Toplumun en küçük temel çekirdeği olan ailenin içerisinde birtakım sorunların ortaya çıkmasına sebep olan durumlar çoktur. Bunların en yaygın ve en çok ortaya çıkanlarını zikredecek olursak:

– İlk olarak; eş seçiminde ortaya çıkan duygusallık ve maddi menfaatin hâkim olmasıdır. Duygusal olarak aşk ile başlayan evlilikler zamanla çiftler arasında ahlâk, mizaç, kültür, arzu ve isteklerde büyük farklılıklara sebep olmaktadır. Yine birçok evlilik erkek ya da kadının fiziki güzelliğini beğenme yoluyla gerçekleşmektedir. Fakat zamanla o güzel fiziğin içinde bulunan ruhi kötülük veya ahlaki çirkinlik fark edilince bu durum aile kurumuna zarar veriyor. Yahut zamanla bu fiziki güzellik kaybolunca, ete ve kemiğe yatırım yapan bu zihniyetteki insanlar daha güzel et ve kemik arama derdine düşüyor ve aile müessesesinin kutsiyetine zarar verecek tavırlar sergiliyorlar.

– Bazen de eş seçiminde maddi durum ve zenginlik ön planda tutuluyor. Geliri iyi olan kişi maalesef dindar ve ahlaklı olandan önce tercih ediliyor, aileler de böyle kişilerin çocuklarının geleceği için daha iyi olacağına inanıyor. Maddiyatın ön planda tutulması denkliğin, aradaki yaş farkının, taraflar arasındaki kültür ve yaşam farklılıklarının ve daha başka önemsenmesi gereken değerlerin göz ardı edilmesine sebep oluyor. Başta yapılan hatanın büyüklüğü giderek artıyor ve bu durum tarafların karşısına sarp bir yokuşa sahip aşılması çok zor hatta imkânsız bir dağ gibi çıkıyor ve sonuç, ne yazık ki yine hüsran.

Gönül huzurunu elde etmek için meşru kılınan evlilik kurumu maalesef tarafların bir ömür zorluk ve sıkıntıların acılarını tatmalarına ve ayrılmalarına rağmen geride unutulamayacak acılara, acı çeken ve zarar gören çocuklara, depresyonlara, bunalımlara ve zaman zaman aklına gelen kötü anıların gözünde canlanmasına sebebiyet vererek hayatın tadını kaçırıyor.

– Bazen de bu sorunların başka bir sebebi karı-kocanın birbirlerinin huylarını kavrayamamasıdır. Taraflardan birinin mizacının sert olması veya çok hassas duygulara sahip olması neticesinde tarafların birbirlerini anlayamaması ve hissettikleri duygularını dikkate almaması, neticede zamanla aile kurumunun yıkılmasına sebep oluyor. Birbirlerine saygı duymayan, kendi isteklerini devamlı dayatan ve karşı tarafın taleplerine saygı duymayan bireylerin sonu ayrılıktan başka bir şey olmuyor.

– Bir başka sorun ise her iki tarafın omuzlamış oldukları ağır yükü ve kendi toplumsal sorumluluklarını gereği gibi kavrayamamasıdır. Kadının ve erkeğin yapmaları ve uymaları gereken esaslara riayet etmemeleri, iş bölümü neticesinde üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmemeleri maalesef sonucu yine olumsuzlaştırıyor.

Örneğin; kocanın işi ve konumu gereği insanlarla görüşmesi, onlarla buluşması gerekebilir. Bu kişinin bir âlim veya hoca olması, okuması ve yazması gerekebilir. Kadın ise böyle umumi toplantılardan daralabilir, kocasının okuyup yazması onu sıkabilir ve onu bıktırabilir. Hatta kocasının yazdığı kitaplardan dahi usanır ve kocasının yeni bir kitapla eve girdiğini görünce öf çekmeye başlar. Kocasıyla arasında engel olan bu kitaplardan gitgide soğur ve evinden onları uzaklaştırmak için türlü yollar arar. İmam Zühri’nin hanımı kocasını kitaplara dalmış bir hâlde görünce ondan yüz çevirir ve şöyle derdi: “Vallahi bu kitaplar bana üç kumadan daha ağır gelmektedir.”

Şunu iyi bilmek gerekir ki kocanın hanımıyla kaynaşmak ve onunla vakit geçirmek için zaman ayırması gerektiği gibi kadının da kocasının toplumsal ve ilmi vazifesine zaman ayırmasını hoş görmesi ve ona öfkelenmemesi gerekir. Hakeza erkeğin de kadının sorumluluklarını yerine getirmesi esnasında hanımının yerine getiremeyeceği veya yapmakta zorlanacağı taleplerde bulunmaması gerekir. Karşılıklı anlayış içinde olmak ve empati kurmak yani kendini karşısındakinin yerine koyma düşüncesi tarafların arasına yerleşince Allah’ın izniyle olumlu neticeler ortaya çıkacaktır.

– Ailevi sorunların ortaya çıkma sebeplerinden bir diğeri de kadının kocasının mali durumunu gözetmemesi ve ondan yerine getirmekte zorlanacağı taleplerde bulunmasıdır. Zengin yaşama isteği, güzel giyinme, ziynet ve ev eşyalarını çoğaltma arzusu gibi daha birçok istek taraflar arasında çok büyük sorunların ve anlaşmazlıkların meydana gelmesine sebep oluyor. Bazen de kadının haklı taleplerine karşılık kocanın cimrilik yapması ve gerekli olan hususlarda kadının isteğine cevap vermemesi de bu ayrılıkları meydana getiriyor.

– Bir diğer sorun ise tarafların birbirlerine su-i zan beslemeleri ve güvenmemeleridir. Birbirlerinin hal ve hareketlerinde daima ters ve yanlış sonuçlar çıkarmalarıdır.

– Yine bir diğer sorun eşlerden birisinin kötü ahlaklı olmasıdır. Bunun neticesinde kadın veya erkekten birisi ahlakı bozuk olduğu için hemen feveran ediyor, en küçük bir sözden tahrik olarak öfkelenebiliyor. Maalesef sabırsızlık ve kötü ahlak neticesinde birçok aile yıkılmış ve ailelerde sayısız sorunlar meydana gelmiştir.

– Bir diğer sorun da kadın veya erkeğin ailesinden olan kişilerin gerek normal hallerde gerekse anlaşmazlık hallerinde tarafların arasına girerek onları kışkırtması ve münakaşalara sebep olmalarıdır. Burada önemli olan ailevi sorunların öncelikle aile içinde kadın ve erkek arasında anlayış esaslarına uygun bir şeklinde çözümü olmalıdır. Eğer bu şekilde bir çözüm bulmakta zorlanılıyorsa bu takdirde yapıcı ve anlayışlı olan olgun kişilerden -velev ki bunlar aile büyükleri de olabilir- yardım almak olmalıdır. Aileyi birbirine kışkırtacak ve aralarını ayıracak kişilerden ve tavsiyelerden şiddetle kaçınmak gerekir. Aile büyüklerinin de bu hususta onarıcı olmaları gerekir. Problem çıkarmanın hiç kimseye bir faydasının olmayacağı ve hayatları karartacağı iyi bilinmelidir.

Burada zikredebileceğimiz birçok husus daha vardır ki konunun uzamaması açısından bu kadarıyla yetiniyoruz. Konuyla ilgili nebevi örnekliği bir sonraki sayımızda inceleyeceğiz inşallah.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir