KÜÇÜK ŞİRK/ RİYA ÜZERİNE MÜLAHAZALAR

Altınıyla gümüşüyle, elmasıyla mücevheriyle bin bir zenginliğe sahip şu fani dünyada sahip olabileceğimiz en kıymetli şey imanımızdır. İmanımızı kaybetmişsek dünyalar bizim olsa ne çare!

Dünyanın tüm süsü şaşası bir araya gelse “La ilahe illallah?” sözünün tek bir harfine eşdeğer olabilir mi? İmanımız yoksa yansın bu dünya, içinde neyimiz var ki? İmanımız yoksa kesilsin hayat damarlarımız niye yaşıyoruz ki? İmanımız yoksa kurusun bu eller diller, Allah için değillerse niye varlar ki? İmanımız imtihan için gönderildiğimiz şu geçici hayatta tek sermayemizdir. Telafisi olmayan, alternatifi bulunmayan tek sermaye… Bizi ateş çukurundan koruyacak cennet ırmaklarına ulaştıracak kadar güçlü bir sermaye… Para ile makam ile kıyaslanmayacak kadar değerli, yanında tüm meselelerin teferruat sayılacağı kadar da mühim bir sermaye… İşte tüm mesele bundan ibaret…İslam, tüm ahkamını bu değerli sermaye üzerine inşa eder. Müslümana yöneltilen emir ve yasakların hepsinin ana merkezinde iman ve onu koruma çabası vardır. İman yoksa namaz da yoktur oruç da zekât da hac da… Aklımıza gelebilecek ibadetlerin hiçbirisi iman olmadan bir değer ifade etmez edemez. İman sıfırların başında tüm asaletiyle ve dikliğiyle duran “bir” gibidir. Varlığı her sıfıra kat kat değer katarken yokluğu da onları rakamlar çöplüğünden ibaret kılar. İşte bundan dolayı İslam demek iman demektir.

İslam’ın temel kaynakları olan ilahi kitabımız Kur’an ve sünnetin temel gayesi, imanı zedeleyecek unsurları ortadan kaldırmak ve onu daha güçlü bir hale getirmektir. Bu açıdan, karşımıza çıkan her İslami bilginin imanımızı ya koruma ya da daha mükemmel bir hale getirme amacı taşıması gerektiğini bilmek zorundayız.

İslam ahkamının imanı koruma gayesiyle yaptığı en büyük atılım “Şirk”i en tehlikeli yasak olarak kabul etmesidir. Şirk yani Allah’a bazı şeyleri ortak koşmak imanı kesinkes yok edeceği için Müslümanın asla yaklaşamayacağı bir sınırdır. Şirkin ne kadar büyük bir zulüm olduğu, müşrikler için asla bir çıkış yolunun bulunmadığı tüm Müslümanlar tarafından açık bir şekilde bilinir. Bundan dolayı kalbinde azıcık bir imanı olan mümin dahi bu tehlikeli alana yaklaşmak istemez. En azından aleni ve kasti bir şekilde bu sınırı aşma gibi bir gaye içerisinde bulunmaz.Öte yandan insanoğlunun en büyük düşmanı olan şeytan da boş duracak değildir. Hz. Âdem efendimizden beridir insanoğlunun yakasını bırakmayan ve milyonlarca kişi üzerinde acemiliğini atan şeytan reddedileceğini bildiği için çoğu zaman insana yaklaşırken şirkin açık olanıyla değil de gizli olanıyla ya da büyük olanıyla değil de küçük olanıyla yaklaşır. Yapmış olduğu bu aldatmaca ile müminleri aleni olarak Allah’a ortaklar koşan bireylere dönüştüremese de geri planda muvahhid olma özellikleri ellerinden alınmış halde bırakır. Bu da onun için büyük bir başarı müminler içinse korkunç bir kayıptır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şeytanın bu tehlikeli desisesine karşı çekincesini açıkça beyan etmiş ve müminlere imanlarına sahip çıkma hususunda reçeteler sunmuştur.

İmam Ahmed ve İmam Taberi’nin sahih bir senetle rivayet ettiği hadisi şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ey insanlar! Şirkten sakının! Muhakkak ki o, karıncanın sessiz ve yumuşak yürüyüşünden daha gizlidir.” buyurdu.

Allah’ın dilediği biri sordu: “Karıncanın sessiz yürüyüşünden daha gizli olan bu şirkten nasıl sakınacağız?”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şöyle deyin: Ey Allah’ım! Bildiğimiz şeylerde şirk koşmaktan sana sığınıyor bilmediğimiz şeylerde senin affını istiyoruz.”

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hadisi şerifinde şirkin gizli olan çeşidinden bahsetmiş ancak bunun tam olarak ne olduğunu beyan etmemiştir. Alimlerimiz bu ve benzeri hadislerden hareketle şirki küçük-büyük ve açık-gizli olarak tasnif etmekle  (sınıflandırmakla) birlikte küçük şirkin riya olduğunu belirtmişlerdir. Bu görüşlerine dayanak olarak da şu hadisleri delil olarak göstermişlerdir:

“Ümmetim için korktuğum şeylerin en korkuncu, Allah’a şirk koşmaktır. Ben, güneşe, aya taparlar, puta taparlar demiyorum. Ancak Allah’tan başkası için yapılan ameller ve gizli şehveti kastediyorum.” buyurmuştur.[1]

Efendimiz bir defasında da:

– Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir, buyurmuştu.

Yanındakiler “Küçük şirk nedir ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular.

Rasûlullah Efendimiz şu cevabı verdi:

– Riya, yani gösteriştir. Kıyamet günü insanlar amellerinin karşılığını alırlarken, Allahu Teâlâ riya ehline ‘Dünyadayken kendilerine mürailik yaptığınız/amellerinizi göstermek istediğiniz kimselere gidin! Bakın bakalım onların yanında herhangi bir karşılık bulabilecek misiniz?’ buyurur.”[2]

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in küçük şirk olarak nitelendirdiği riya, Kur’an-ı Kerim’de inkârcı ve münafıkların özellikleri arasında zikredilmiştir.

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın…” (Bakara, 264)

“Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah’ta onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar namaza başladıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa, 142)

Şimdi ayet-hadislerde bu şekilde geçen ve müminlerin kesinlikle sakındırıldığı riya kavramını daha yakından inceleyelim

Riya Nedir?

Kısaca “gösteriş yapmak” olarak bildiğimiz bu kavramı âlimlerimiz; “Allah’tan başkasının hoşnutluğunu kazanma düşüncesiyle amelde ihlası terk etme”[3]; “Allah’a itaat eder görünerek kulların takdirini kazanmayı isteme”[4]; “ibadeti Allah’tan başkası için yapma, ibadetleri kullanarak dünyevi çıkar peşinde olma; Allah’ın emrini yerine getirmek maksadıyla değil insanlara gösteriş olsun diye iyilik yapma”[5]; “insanların görmesi ve takdir etmesi için ibadeti açıktan yapma”[6] vb. şekillerde tanımlamıştır.[7]

Haris el- Muhasibi ise riyanın ağır ve hafif derecelerinin bulunduğunu belirtir. Ağır olanı, kulun Allah için yapılması gereken ameli insanlara gösteriş için yapması, hafif olanı da sırf Allah için yapılması gereken ibadeti hem Allah’ın hem kulların hoşnutluğunu kazanmak için ifa etmesidir.[8] Anlaşıldığı üzere insanlara gösteriş yapma niyeti arttıkça ihlas azalmakta ve kulun bu sebeple çekileceği hesabı zorlaşmaktadır.

Riya Çeşitleri Nelerdir?

İbnul Cevzi rahimehullah “Minhacul Kasıdin ve Müfidus Sadıkin” isimli eserinin “Riyakarlık” bölümünde riyanın açık ve gizli olmak üzere ikiye ayrıldığını bunların da kendi içlerinde derecelerinin bulunduğunu söyler. Açık olan riya, kişiyi tek başına amel işlemeye sevk eden riyadır. Normalde kılmadığı halde başkalarına iyi görünmek için namaz kılan ya da namazını sırf insanlara gösteriş olsun diye uzatan kişinin durumu böyledir. Burada kişiyi harekete geçiren asıl unsur Allah’ın rızası değil insanlar tarafından beğenilme arzusudur.

Gizli olan riya ise tek başına kişiyi amele sevk etmemekle birlikte Allah rızası güdülen ameli hafifletip sevabını azaltan riyadır. Her gece teheccüd namazı kılmayı adet edinmiş bir kimsenin o gece kendisine namaz ağır geldiği halde misafiri geldiği için canlanıp namazın ona hafif gelmesi örneğinde olduğu gibi. Burada kişi ibadetini daha sakin bir şekilde eda edecekken misafirin bulunma durumu onun namazdaki canlılığını arttırmış ve gizli bir şekilde riyaya düşmesine sebep olmuştur. Çünkü yaptığı ibadetin görülüp görülmemesi arasında kalbinde farklı bir hisse kapılan kişide riyanın bir şubesi var demektir. Riyanın tamamen yok olması için yapılan ibadetin insanlar tarafından görüldüğünde de görülmediğinde de aynı duyguların hissedilmesi şarttır.

Bu riyanın daha da gizli olanı; amelini tamamen ihlasla yapan ve teşhir edilmesini kesinlikle istemeyen kişinin ibadetinin elde olmayan sebeplerden dolayı duyulması ve akabinde kişinin kalbinde oluşan sevinçtir. Buradaki durumun da riya sayılmasının sebebi yukarıda zikretmiş olduğumuz üzere kalpteki duyguların farklılık göstermesidir. Amel işlenirken riya gayesi olmasa da sonradan kalpte oluşan duygular ona bu çirkin sıfatı bulaştırmıştır. Bu nedenle, her Müslümanın yaptığı bir ibadetten dolayı son nefesini verinceye kadar ihlasını korumak için mücadele etmesi kaçınılmazdır. Çünkü şeytan kişinin kalbini otuz yıl öncesinde yapmış olduğu bir iyilikten dolayı bile kaydırabilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “karıncanın sessiz ve yumuşak yürüyüşünden daha gizli” olarak tarif etmesindeki hikmet de böylesi durumlar olsa gerek.

İzahlardan da anlaşıldığı üzere riya son derece tehlikelidir. Bu durumdan ise ancak Allah’ın kendilerine hayırlar ihsan ettiği sıddıklar ve muhlisler kurtulabilir.

Riyanın Tezahürleri Nelerdir?

Riya duygusu her davranışta kendisini gösterebileceği için sayısız tezahürleri vardır. Haris el-Muhâsibî bu göstergeleri beş ana başlıkta toplayarak “beden, dış görünüş, söz, amel ve sosyal çevreyle ilişkilere dindarlık süsü verme” şeklinde sıralamaktadır. Bir kimsenin ahiret endişesi taşıdığını göstermek için yüzüne kederli bir görüntü vermesi; oruçlu olduğu bilinsin diye sesi kısılmış, gözlerinin feri sönmüş bir hal takınması; abidler ve zahidler gibi saçı başı dağınık görünmesi; konuşmalarında hikmet sahibi, alim ve zikir ehli bir kimse olduğu izlenimi uyandırmaya çalışması; rüku ve secde gibi rükünlerde uzun süre durarak namazı uzatması, keza oruç ve hac gibi ibadetlerinde titiz bir dindar görüntüsü sergilemesi; ilim ve din ehlinden olduğunu, ilimde ve dinde yüksek bir mertebede bulunduğunu hissettirmek amacıyla alimler ve abidlerle düşüp kalkması bu beş şeklin örnekleri arasında yer alır. Muhâsibî, dünya hayatına düşkün kişilerin sayılan beş yolla gösteriş yaptığını ancak dindarlık süsü verilerek yapılan riyakarlığın bundan daha kötü olduğunu belirtir.[9]

Riyanın Sonuçları Nelerdir?

Riyanın kişiyi sevaptan mahrum etmekle başlayıp onu cehenneme odun olmaya sevk edecek kadar çeşitli ve tehlikeli sonuçları vardır. Bu konuda sözü Ebu Hureyre radıyallahu anh’a bırakıyor ve rivayet ettiği hadisin iliklerimize kadar işlemesini temenni ediyorum.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, riyakâr kimselerin kıyamet günkü hallerini bize şöyle anlatır: Ukbe b. Müslim radıyallahu anh’dan rivayetle Şüfey b. Mati’ el-Esbahi radıyallahu anh şöyle buyurdu:

“Medine’ye geldim, hemen mescide girdim. Bir de baktım ki insanlar bir adamın etrafında toplanmışlar. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Ebu Hureyre’ dediler. İnsanlar dağıldığında ona yaklaştım: ‘Ey Ebu Hureyre! Bana, aranızda hiç kimse olmadığı, doğrudan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiğin bir hadisi naklet’ dedim. O da ‘Olur, sana Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den, benimle onun arasında hiç kimsenin olmadığı, doğrudan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bana anlattığı bir hadisi anlatacağım’ buyurdu. Sonra bayıldı.

Ayıldığı zaman ‘Olur, sana Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, benimle onun arasında hiç kimsenin olmadığı, doğrudan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bana anlattığı bir hadisi anlatacağım.’ dedi ve ikinci defa bayıldı. Ayıldığı zaman yine ‘Sana Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bizzat bana anlattığı, arada hiçbir kimsenin olmadığı bir hadis anlatacağım.’ dedi ve sonra üçüncü veya dördüncü defa bayıldı.

Tekrar ayıldığında ‘Sana anlatacağım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in benimle kendisinden başka hiç kimsenin olmadığı bu evde anlattığı bir hadisi anlatacağım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim, şöyle buyuruyordu:

‘Kıyamet günü olunca, Allah, aralarında hükmetmek için kullarına iner. Her ümmet diz çökmüştür. İlk çağrılan, Kur’an’ı ezberlemiş bir kimsedir. Allahu Teâlâ ona: ‘Kulum! Rasûlüme indirdiğimi sana öğretmedim mi? buyurur. O da ‘Evet ya Rabbi!” der. Allah ‘Sana öğrettiklerim noktasında ne yaptın?’ buyurur. O da ‘Rabbim! Geceleri ve gündüzleri onunla namaz kılardım’ der. Allah ona ‘Yalan söyledin!’ buyurur. Melekler de ona ‘Yalan söyledin!’ derler. ‘Aksine, filan kari’dir (Kur’an-ı güzel okur) denilmesini istedin. Nitekim bu da sana denildi. Git bugün senin için katımızda hiçbir şey yoktur’ derler.

Sonra mal sahibi getirilir. Allah ona ‘Kulum! Sana nimet vermedim mi? Seni üstün kılmadım mı? Sana genişlik vermedim mi?’ buyurur. O da: ‘Evet ya Rabbi!’ diye cevap verir. Allah ‘Sana verdiğim şeylerle ne yaptın?’ diye sorar. O da ‘Ya Rabbi, akrabaya ihsanda bulunur, tasadduk eder ve daha birçok şeyler yapardım’ der. Allah ona ‘Yalan söyledin!’ der. Melekler de ona ‘Yalan söyledin!’ derler. ‘Aksine sen, ‘filan cömerttir’ denilmesini istedin. Nitekim bu da sana denildi. Git, bugün senin için katımızda hiçbir şey yoktur’ derler.

(Bundan sonra) Katledilmiş biri çağırılır. Allah ona ‘Kulum! Sen hangi yolda öldürüldün?’ diye sorar. O da ‘Ya Rabbi! Senin için ve senin yolunda’ der. Bunun üzerine Allahu Teâlâ ‘Yalan söyledin!’ buyurur. Melekler de ona ‘Yalan söyledin!’ derler. ‘Aksine sen, ‘filan cesaretlidir’ denilmesini istedin. Nitekim bu da sana denildi. Git, bugün senin için katımızda hiçbir şey yoktur’ buyurur.

Ebu Hureyre (devam etti): “Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elini dizime vurdu. Sonra ‘Ey Ebu Hureyre! Bu üç grup, kıyamet günü kendileriyle ateşin tutuşturulacağı, Allah’ın yarattıklarının ilkleridir’ buyurdu.”[10]

Netice

İbadetleri “el-Alim” olan Allah’ın değil de “elalem”in beğenisine sunmanın adı olan riya gerek itikadi gerekse ahlaki açıdan Müslümanla bağdaşmayacak bir haslettir. Bu hasletin kırıntısının dahi olması kişiye afet olarak yeter. Bir olan Allah azze ve celle’yi memnun etmek dururken yüzlerce hatta binlerce insanın beğenisi için canhıraş çalışmak, ter dökmek, sıkıntı çekmek felaket değil de nedir? Bir insanın böylesi bir cendereye girmesi ancak iman eksikliği ve karakter bozukluğu ile izah edilebilir. Zira bu alçak vaziyeti ne sahih bir inanç ne de selim bir karakter kabul eder. Müslüman fert imanından aldığı güç ile daima kendinden emin bir duruş sergiler. Onun tek derdi tüm nimetlerin sahibi olan Allah’ı razı etmektir. Dilinden dökülen kelimeler de yalnızca ve yalnızca şunlardan ibarettir:

“Şüphesiz benim namazım da diğer ibadetlerim de yaşamam da ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 162)


[1]. İbn Mace, Zühd, 21

[2]. Ahmed, c. V, 428-429

[3]. Et-Ta’rifat, Riya mad.

[4]. Gazali, c. III, s.297

[5]. Kurtubi, c. V, s.422, c. XX, s.212

[6]. İbni Hacer, c. XXIV, s.130

[7]. TDV, Riya mad.

[8]. Er-Riaye li-Hukukillah, s. 163-178

[9]. TDV, Riya mad.

[10]. Müslim, İmâret 152, Hadis no: 1905; Tirmizî, Zühd 48, Hadis no: 2383