DÜNYA VE AHİRET’TE ISLAH OLMANIN YOLU: NAMAZI KORUMAK

“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de –yolcu olan müstesna– gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculuk halinde bulunursanız yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse ya da kadınlara dokunup da – bu durumlarda – su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin); yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.”
(Nisa, 43)

Bu ayet-i kerime şehadet kelimesinden sonra İslam’ın en belirgin şiarlarından olan, yerine göre şehadet kelimesinin tasdiki olan namazı ve onun muhafazasını bize emretmektedir. Çünkü namaz hem dünyada hem de ahirette diğer amellerimiz ve hesabımız için bir mihenk taşıdır. Namazı düzgün olan kişinin münkerden ve fahşadan mahfuz olacağı Kur’an’ın bize müjdesidir. Yine kişinin ameller arasında ilk sorguya çekileceği şeyin namaz olacağı ve namazdan hesabını verenin diğer amellerden de hesabının kolay olacağı dinimizin beyanları arasındadır.
Şehadet kelimesinin delili olan namazın muhafazası ve gereken etkisini göstermesi için Maun süresinde namazlarında riyada bulunanlar ve gaflet içerisinde olanlar kınanmıştır. Enes radıyallahu anh’dan rivayetle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biri uyuklar halde namaz kılacaksa onu bıraksın, uykusunu alsın ve böylece namazda ne söylediğini bilsin. -Hadisin başka lafızlarında- “belki namazda kendisine af dileğinde bulunacakken kendisine sövme yoluna gidebilir” buyurulmuştur.
Normal halde olan ve günlük hayatını sürdürmeye güç yetirebilen biri için durum bu olduğuna göre sarhoş olan kişi için durum nasıl olur acaba? Ayeti kerime nazil olduğu zaman içki tüketimi henüz yasaklanmış değildi. Ancak içkinin zararının faydasından daha fazla olduğu fikri Müslümanlarda hakimdi. Özellikle Hz. Ömer radıyallahu anh’ın içki ile alakalı kesin bir hükmün nazil olması için Allah’a dua ettiği vakidir. İşte böyle bir ortamda Hz. Ali radıyallahu anh tan rivayet edilen şu hadise meydana geldi: O diyor ki: “Abdurrahman b. Avf bizim için yemek tertipledi ve bizi davet etti. Bu yemekte bize şarap ikram etti. Şarap bizim akıllarımızı aldı. Namaz vakti gelince içimizden birini imamlığa geçirdiler. Namazda şunu okudu: De ki ey kafirler! Sizin taptıklarınıza tapmam. Biz sizin taptıklarınıza taparız”. Bunun üzerine Allah şu hükmü indirdi: “Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın…” (Bu rivayet İbn Ebi Hatem’de geçmektedir. Buna yakın bir rivayet Tirmizî’de de geçmektedir.)
Böylece Müslümanlar namazlarını daha sıhhatli eda etmek için içkiden nispeten uzaklaşmış oldular. Artık yatsı namazından sonra içki içiyorlardı ve sabaha kadar kendilerine geliyorlardı.
İslam’ın ilk dönemlerinde içkinin bu denli hassas bir şekilde toplumdan sökülüp atılmasına çalışılması bugün içkinin kesin haram olduğunu bilen bizler için tuhaf karşılanabilir. Her türlü işkenceye sabreden, hicretlere çıkan, cihad meydanlarında canlarını seve seve feda eden bir topluluğa karşı neden böyle bir yol izlenmişti? Bu konuda Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz şu hikmeti nakletmiştir: Kur’an’dan ilk inenler cennet ve cehennemi anlatan kısa sürelerdi. İnsanlar İslam’a girince helal ve haram bildiren hükümler inmeye başladı. Şayet ilk inen ayetler içki içmeyin deseydi insanlar: “Biz içkiyi ebediyen bırakmayız derlerdi.’’
Ayeti kerimede sarhoşluk verici şeylerden sonra namazın muhafazası için manevi korumanın da sağlanması emredilmiştir. Mümin, Rabbinin huzuruna çıktığında onu Rabbine bağlanmaktan uzaklaştıran tüm engellerden korunmalıdır. İşte gusül ve namaz için ayrı ayrı muhafaza edilmesi gereken abdestin korunması da imani bir meseledir. Bunun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuştur ki: “Abdesti ancak mümin kişiler korur.”
Gusül ve namaz abdesti için su bulunmadığı veya hastalıktan dolayı değişik vesilelerle su olduğu halde kullanılamadığı durumlarda mümin yine Rabbine namaz kılarak yaklaşmakla mükelleftir. Kelime manası kastetme, yönelme olan teyemmüm müminin Allah’a yönelmesinde en güzel bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Hülasa, İslam kulun Rabbi ile bağını en zor şartlarda olsa bile sağlayarak onun sıratı müstakimde ilerlemesini kolaylaştırmıştır.
Müfessir Ebu Hayyan, el-Bahrul Muhit isimli eserinde şu kıssayı anlatır: “Rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem seferlerinden birinde sahabe ile beraber idi. Aişe radıyallahu anha’ya ait bir gerdanlık kaybolmuş bundan dolayı da yanlarında su olmadığı bir halde iken Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve insanlar onu bulmak için kalkmışlardı. Tabi Ebu Bekir radıyallahu anh Hz. Aişe’ye çok kızmıştı. Kızına ‘Yanlarında su yokken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve insanları hapis mi ettin?’ dedi. Bunun ardından teyemmüm ayeti indi. Teyemmüm ile namazı kılıp deveyi hareket ettirince gerdanlığı devenin altında buldular. Useyd b. Hudayr radıyallahu anh: ‘Ey Ebu Bekir ailesi! Bu sizin ilk bereketiniz değil. Allah sana merhamet etsin ey Aişe! Ne zaman senin hoşuna gitmeyen bir imtihanla karşılaşsam o konuda Allah sana ve Müslümanlara bir hayır ve çıkış yolu yapmıştır’ dedi.”
Âlimlerin Ayet-i Kerime ile İlgili Görüşleri:
Ayeti kerimede zikredildiği üzere teyemmümün sebepleri dört tanedir; hastalık, yolculuk, tuvalet ihtiyacından dönmek ve hanımlara dokunmak.
Hanımlara dokunmak ile ilgili bahsi bir sonraki bölümde ele alacağız. Bu sayılan sebepler esnasında su bulunamadığı takdirde teyemmüm yaparak abdest alınabilir.
Ayet-i kerimede geçen “kadınlara dokunmak’’ konusunda kastın ne olduğu alimler arasında ihtilafa vesile olmuştur. Ebu Hanife rahimehullah bundan maksadın cinsel ilişki olduğunu beyan etmiştir. İmam Şafii rahimehullah ise burada el ile dokunak kastedilmiştir dedi.
İbn Cerir et-Taberi rahimehullah ayetin bu bölümünü açıklarken şöyle demiştir: “Bu iki görüşten doğruya en evla olanı kadınlara dokunmaktan Allah’ın diğer görüş olan elle dokunmayı değil de cimayı kastettiğini söyleyenlerin görüşüdür. Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen onun hanımlarından birini öptüğü ve abdest almadan namaz kıldığı rivayeti sahihtir. Yine Hz. Aişe radıyallahu anha dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem abdest alır sonra hanımını öper sonra namaz kılardı’’ dediği rivayet edildi. Yine Hz. Aişe: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarından birini öptü sonra abdest almadan namaza çıktı” dedi. Urve de ona “Bu senden başkası değildir” deyince Hz. Aişe güldü.
Kadına dokunmanın abdesti bozup bozmayacağı konusunda da ihtilaf vardır. Ebu Hanife şehvetle veya şehvetsiz olsun kadına dokunmanın abdesti bozmayacağını belirtirken İmam Şafi her iki durumda da abdestin bozulacağı görüşüne gitmiştir. İmam Malik ise şehvetle dokunmanın abdesti bozacağı şehvetsiz dokunmanın ise bozmayacağını söylemiştir. Bu konuda evla olanın her ferdin kendi mezhebinin delillerini öğrenmesi ve onunla amel ederek ihtilaftan kurtulmasıdır. Tercih yapmak (bir âlime danışılarak) ile karşı karşıya kalınırsa âlimlerin genel manada yaptıkları tercihler değerlendirilebilir.
Muhammed Ali es-Sabuni Ahkam tefsirinde bu ayetle ilgili ince bir noktaya değinmiştir. Diyor ki: “Açık bir şekilde söylenmesi güzel olmayan lafızlar konusunda kinayeli kelimeler kullanmak Kur’an-ı Kerim’in metodudur. Bu karşılıklı konuşmalar esnasında Kur’an’ın ümmeti yönlendirmek istediği adaptandır. Tuvalet ihtiyacından bahsederken ayak yolundan gelmeyi, kadınlarla cima etmeyi ve beraber olmayı da kadınlara dokunmak olarak ifade etmiştir. Cima lafzını söylemek güzel karşılanmayacağı için kinaye yoluyla ‘kadınlara dokunursanız’ ifadesi kullanılmıştır.”
Ayeti kerimedeki temiz toprak hakkında alimler ihtilaf ettiler. Ebu Hanife toprak, taş ve üzerinde toprak olmasa dahi yer cinsinden her şey ile teyemmüm yapılacağını belirtti. İmam Şafii ise ele yapışan toprak olmadığı müddetçe teyemmümün caiz olmadığını belirtti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir