BÜYÜK ŞİRK

Hamd; isim ve sıfatlarında eşsiz ve bir tek olup her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah’a,
Salat ve selam; ümmetine rehber olup onlara tevhidi ve şirki öğreten ve Allah’a şirk koşmaktan sakındıran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e,
Allahu Teâlâ’nın rahmeti, bereketi, affı ve inayeti de şirkin her çeşidinden sakınan Muvahhid mümin erkek ve kadınların üzerine olsun.
Konumuz olan büyük şirk meselesi hakkındaki izahlardan önce şirkin ne olduğu meselesine değinmemiz gerekir.
Şirk kelimesinin sözlük anlamı: “Ortak edinmek yani birisini başka birisine ortak etmektir.”
Terim anlamı ise “Rububiyet, ibadet, isim ve sıfatlar konusunda Allah ile birlikte bir ortak veya benzer (eş, denk) edinmek” demektir.
Kur’an ve sünnetten deliller Allahu Teâlâ’ya ortak koşmanın (şirkin) ve O’na ortak (denk) edinmenin kimi zaman dinden çıkardığına, kimi zaman da dinden çıkarmadığına delalet etmiştir. Bu sebeple İslam âlimleri şirki büyük şirk ve küçük şirk olmak üzere iki kısma ayırmışlardır.
Bizim konumuzu teşkil eden büyük şirke gelince kulun; rububiyet, ulûhiyet, isim ve sıfatlar gibi sadece Allahu Teâlâ’ya yapılması gereken ve O’nun hakkı olan şeyleri Allahu Teâlâ’nın dışında bir yere sarf etmesidir.
Büyük Şirk (Şirkul-Ekber), kulu dinden çıkaran dolayısıyla yaptığı amelleri yok eden ve cehennemde ebedi olarak kalmasına sebep olan şirktir. Bu hususta Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakini dilediğinden bağışlar. Kim, Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa, 116)
“… Kim, Allah’a ortak koşarsa, şüphesiz, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur…” (Maide, 72)
Cumhur ulemaya göre şirk denilince yalnız bu mahiyette olan şirk anlaşılır. Bunun alt seviyesinde olan ve şirk kokusu taşıyan amellere ise kavram karmaşasına vesile olmasın diye şirk denilmemiş, günah denilmiştir.
Cumhur ulema, tevhid ve şirki çeşitli kısımlara ayırma gereği görmemişler, tevhid ve şirkten her birini “inançta tevhid” ve “inançta şirk” diye kısımlara ayırmışlardır. Zira cumhur, belirttikleri şekilleriyle tevhidin her yönlü tevhidi, şirkin de her türlü şirki içerdiğine inanmışlar, bu itibarla onları alt kısımlara ayırma gereği görmemişlerdir.
Bu şirke misal; Allah’tan başkasını ilah edinmek, ona yalvarmak, ondan yardım beklemek ve benzeri davranışlardır. Nitekim cahiliye dönemlerinde bir kısım putlara tapıp her şeyi onlardan beklemek bunun en bariz örneğidir.
Bu şirk kimi zaman, putlara tapanların (putperestler) kabirlerde yatan ölülere ve gaybtaki kimselere yalvaran kimselerin yaptıkları gibi açık şirk olur.
Kimi zaman da Allahu Teâlâ’dan başka ilahlara tevekkül eden (onlara güvenen) kimselerin veya münafıkların şirk ve küfrü gibi gizli şirk olur. Zira onların şirki dinden çıkaran ve sahibinin cehennemde ebedi kalmasına sebep olan büyük şirktir. Fakat bu şirk gizli şirktir. Çünkü münafıklar Müslüman olduklarını göstermekte küfür ve şirklerini gizlemektedirler. Dolayısıyla münafıklar, dış görünüşüyle değil de iç görünüşleriyle müşrik kimselerdir.
Büyük şirk kimi zaman şu itikadi meselelerde olur:

Allahu Teâlâ ile birlikte yaratan, dirilten, öldüren, bu kâinata sahip olan veya bu kâinatta tasarruf hakkına sahip başka birisinin olduğuna inanmak

Allahu Teâlâ tarafından gönderilen peygamberlerin dinine aykırı olsa bile, dilediğini helâl ve dilediğini de haram kılma konusunda kendisine itaat edilen kimseler gibi, Allah Teâlâ ile birlikte mutlak anlamda itaat edilmesi gereken başka birisinin olduğuna inanmak.

Allahu Teâlâ’yı sever gibi, O’nun yarattığı bir varlığa sevgi ve muhabbet besleyerek sevgi ve tazim konusunda o varlığı Allahu Teâlâ’ya ortak koşmak. Bu, Allahu Teâlâ’nın asla bağışlamayacağı büyük şirktir.

Allahu Teâlâ ile birlikte gaybı bilen başka birisinin olduğuna inanmak da büyük şirktir. Bu şirk, Rafıziler ile aşırı tasavvufçularda ve genel olarak batıni tarikatları gibi İslam dininden sapmış bazı fırkalarda çokça vuku bulan şirktir.

Allahu Teâlâ’dan başka birinin yalnızca Allah’a ait olan rahmeti, O’nun gibi rahmet ettiğine ve kulların günahlarını bağışladığına, onları affettiğine ve onların günahlarını sildiğine inanmak da büyük şirktir.

Büyük şirk, kimi zaman şu sözlü meselelerde olur:

Allah azze ve celle’den başkasının gücünün yetmediği bir konuda, Allahu Teâlâ’dan başkasına yalvarıp yakarmak, O’ndan başkasından imdat ve yardım istemek ve O’ndan başkasına sığınmak. Allahu Teâlâ’dan başkası, ister bir peygamber, ister bir veli, ister bir melek, ister bir cin veya isterse başka bir mahlûk olsun. Bütün bunlar, insanı dinden çıkaran büyük şirktir.

İslam dini ile alay etmek,

Allahu Teâlâ’yı yarattıklarına benzetmek,

Allahu Teâlâ ile birlikte başka bir yaratıcının veya rızık verenin veyahut da kâinattaki işleri çekip çevirenin olduğuna inanmak.

Bütün bunlar, büyük şirktir ve Allah Teâlâ’nın asla bağışlamayacağı en büyük günahtır.

Büyük şirk, kimi zaman da şu fiilî meselelerde olur:

Allahu Teâlâ’dan başkasına kurban kesmek,

O’ndan başkası için namaz kılmak, secde etmek veya Allahu Teâlâ’nın hükmüne benzeterek kanunlar koymak ve insanlara bu kanunlara uymalarını ve bunlarla hüküm vermelerini onlara zorunlu kılmak.

Müminlere karşı, kâfirlere destek olmak ve onlara yardım etmek.

Cumhur ulemaya göre şirk, Allahu Teâlâ’nın zatının birliğine muhalif olan veya sıfatlarının yahut fiillerinin yalnız O’na ait olduğuna ters düşen inançtır. Bu da şu şekillerde belirginleşir:

Allahu Teâlâ’nın Zatının Birliğine İmanı Bozan Şirk

Bu birden çok ilahın olduğuna inanmakla ortaya çıkar. Allahu Teâlâ bu şirk türünün batıl olduğunu beyan etmiştir. Zira gerçekten Rab olanın mülküne herhangi bir kimsenin ortak olması imkânsızdır. Aksi takdirde Rabbliğine gölge düşer. Çünkü Rab, kendisinin dışında her varlığı yaratandır. Yaratanın, başkasının yaratığı olması akıl dışıdır. Zira bu hal acizliği gerektirir. Acz ise her şeyi yaratan Rabbe asla yakışmaz.

Diğer yandan, şu ayet-i kerîmede de ifade edildiği gibi eğer Allah’tan başka ilahlar olsaydı, Allah’ın mülkünde ve hâkimiyetinde O’na galip gelmeye bir yol ararlardı.

“(Ey Peygamber!) Şöyle de: ‘Eğer iddia ettikleri gibi Allah ile beraber başka ilahlar olsaydı, o takdirde Arş’ın sahibi olan Allah’a üstün gelmenin yollarını ararlardı.” (İsra, 42)
Yine aşağıda zikredilen ayette buyurulduğu gibi şayet Allah’tan başka ilahlar olsaydı, her ilah kendi yarattıklarını alıp diğerlerinin yarattıklarından ayırırdı. Her ilah kendi yarattıklarıyla baş başa kalır, emir ve yasaklarını onlara gönderirdi. Böylece kâinatta, nizam, intizam, düzen ve disiplin diye bir şey olmazdı. Gerçek ise bunun aksini ispatlamaktadır. Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah hiç çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte hiç bir ilah da yoktur. Eğer öyle olsaydı her ilah kendi yarattığına hükmedip onu istediği yöne götürürdü. Ayrıca onların bir kısmı diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah, müşriklerin taktıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Müminun, 91)
Daha önce de izah edildiği gibi Allahu Teâlâ’nın zatının birliğine ortak koşma şirkine Hristiyanlar düşmüşler, İsa aleyhisselam’ın da Allah ile beraber ilah olduğunu ve Allah’ın ona hulul ettiğini (girdiğini) iddia etmişlerdir. Allahu Teâlâ Kur’an’da Hristiyanların bu şirkini reddederek şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki: ‘Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’tir’ diyenler kâfir olmuşlardır. (Ey Muhammed!) De ki: “Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese, O’na karşı kim bir şey yapabilir? Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.” (Maide, 17)
Evet madem ki Hz. İsa, helak olmayı bizzat kendisinden uzaklaştırmaktan aciz, ulûhiyetin gerçeği olan “lahut”un kendisine girerek bir Rab olduğu nasıl iddia edilebilir? O halde bu bir iftira ve kuruntudur. Şirkin ta kendisidir.
Gerçek şu ki Hristiyanlar, yaratılanı yaratan, acizi kudret sahibi yaparak derin bir sapıklığa düşmüşler ve böylece, Allahu Teâlâ’nın buyurduğu gibi küfrün bataklığı içine yuvarlanmışlardır.
“Şüphesiz ki: ‘Allah, üç ilahın üçüncüsüdür.’ diyenler, kâfir olmuştur. Oysa tek bir ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, şüphesiz, onlardan inkâr edenlere, can yakıcı bir azap isabet edecektir.” (Maide, 73)

Allah’ın, Sıfatlarında veya Fiillerinde Birliğine İmanı Bozan Şirk
Bu da, Allah’ın sıfatlarında veya fiillerinde ortağı olduğuna inanmakla ortaya çıkar. Bundan kurtulmak için şunlara kesin olarak iman etmek gerekir:

a. O’nun sıfatlarında veya fiillerinde herhangi bir ortağı yoktur:
Binaenaleyh Allah’ın dengi veya benzeri olduğu asla düşünülemez, hayal dahi edilemez. Bu hususta Yüce Mevlâ şöyle buyurmaktadır:
“…Allah’ın hiçbir benzeri yoktur…” (Şura, 11)
“Kötü sıfatlar ahirete iman etmeyenlerindir. En yüce sıfatlar ise Allah’ındır. O, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nahl, 60)
“Allah için benzetmeler yapmaya kalkmayın. Muhakkak Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Nahl, 74)
“O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde sen O’na ibadet et ve O’na ibadetinde sabırlı ol. Zaten O’nun benzeri bir başka ilah bilir misin ki?” (Meryem, 65)
“O’nun hiçbir dengi yoktur.” (İhlas, 4)

b. Allahu Teâlâ kendisinin dışındaki bütün varlıkları yoktan var edendir:
Bu itibarla herhangi bir şeyin, bir yaratılan tarafından var edildiğine inanmak, açık bir şirktir. Zira bu, Allahu Teâlâ’ya fiillerinde ortak koşmaktır. Yaratmanın yalnız Allah’a ait olduğu hususunda Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:
“…İyi biliniz ki yaratmak ve emretmek ancak Allah’a mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah, yüceler yücesidir.” (A’raf, 54)
“Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şeyin üzerine vekildir.” (Zümer, 62)

“Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur. Allah onların ortaklarından münezzehtir ve yücedir.” (Kasas, 68)
“Sizi de yaptıklarınızı da yaratan Allah’tır.” (Saffat, 96)
“Yüceler yücesi olan Rabbinin ismini tespih et. O, her şeyi yaratıp düzene koydu. Her şeyi bir ölçüye göre takdir etti. Doğru yolu gösterdi.” (Ala, 1-3)

c. Yalnız Allah’ın dilediği olur:
Bu itibarla herhangi bir yaratılanın dilemesiyle bir şeyin olacağını düşünmek şirktir. Yalnız Allah’ın dilediğinin olacağı hususunda şöyle buyurmuştur:
“Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz.” (Tekvir, 29)
“Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İnsan, 30)
“Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azap eder. Çünkü onlar zalimlerdir.” (Âl-i İmran, 128)
“(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. O, hidayete erecekleri çok iyi bilir.” (Kasas, 56)

d. Allah’ın bilgisi her şeyi kuşatmaktadır:
Bu itibarla herhangi bir yaratılanın bilgisinin Allah’ın bilgisine benzediğini veya ona yakın olduğunu düşünmek şirktir. Mesela herhangi bir kişinin gaybı bildiğine inanmak bu kabildendir. Cahiller, itibar ettikleri bir kısım insanlara bu sıfatı vererek yer yer şirke düşmüşlerdir. Allah’ın ilgisinin kuşatıcı, kullarınınkinin çok az olduğu hususunda Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:
“‘…Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Düşünmez misiniz?’ dedi.” (Enam, 80)
“…Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır…” (Mümin, 7)
“…Size ilimden yalnız az bir bilgi verilmiştir.” (İsra, 85)

e. Yasaları Allah koyar:
Allahu Teâlâ’nın tek yaratan ve tek yöneten olması hasebiyle, kendisine ait birçok hususiyeti ve özelliği vardır. Bunlardan biri de yasaları koyması, helal ve haramı belirlemesi, yasak olanı ve serbest bırakılanı bildirmesidir. Binaenaleyh, kim yasa koymayı veya helal ve haramı belirlemeyi, Allah’ın dışında herhangi bir fert veya topluluğa verecek olursa, Allah’a ortak koşmuş olur. Zira Yüce Mevlâ, hem kâinatı yoktan var eden, hem de onu düzenleyen ve gerekli kanunları koyandır. Hiç Halık yaratıklarını düzensiz, başıbozuk bırakır mı? Elbette ki bunun cevabı “Hayır” olacaktır. Evet, yasaları Allah koyduğundan, onun dışında yasa koyanları, Yüce Mevlâ Allah’a ortak koşulanlar diye sıfatlandırmış ve şöyle buyurmuştur: “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi, kendileri için dinden bir şeriat (yasa) yapan ortakları mı var?” (Şura, 21) Görüldüğü gibi Allah izin vermediği halde yasa koyanların yasalarına hür iradeleriyle bağlı kalanlar, yasa koyanları Allah’a ortak koşmuş olurlar. Nitekim şu ayet-i kerimenin manası bunu ifade etmektedir:
“Onlar (Yahudi ve Hristiyanlar) hahamlarını ve papazlarını Allah’ın dışında Rabler edindiler.” (Tevbe, 31)
Bu ayette zikredilen kitap ehli, hahamlarının ve papazlarının kâinatı yarattığına inanmıyorlar ve onlara herhangi bir ibadet de yapmıyorlardı. Fakat onlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sallallahu aleyhi ve sellem gelen şu hadisin izah ettiğine göre, hahamların ve papazların koydukları yasalara bilerek ve isteyerek itaat ediyorlardı. Böylece onları Rabler edinmiş oluyorlardı.
Adiyy b. Hatim radıyallahu anh diyor ki: Boynumda altından bir haç bulunarak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına geldim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Adiyy bu putu üzerinden at!” dedi ve Tevbe Suresi’nden şu ayeti okuduğunu duydum: “Onlar hahamlarını ve papazlarını Allah’ın dışında Rabbler edindiler.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Dikkat et onlar haham ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı. Fakat onlar bir şeyi helal kıldıklarında onu helal sayıyorlar, haram kıldıklarında da onu haram kabul ediyorlardı.” (İşte bu Allah’tan başkasını Rab edinmek demektir.)

f. Kâinatı yönetme yalnız Allah’a aittir:
Allah’ı fiillerinde birlemeye ters düşen ve kulu şirke düşüren düşünce ve inançlardan biri de kâinatın sevk ve idaresinin Allah’ın dışında herhangi bir yaratığa ait olduğuna veya Allah’la birlikte onun da yetkisi dâhilinde olduğuna inanmaktır. Kâinatı yönetenin yalnız kendisi olduğu hususunda Yüce Mevlâ şöyle buyurmaktadır:
“Gökten yeryüzüne, bütün işleri idare edip yürüten O’dur.” (Secde, 5)
Bu konuda tasavvuf erbabının, şeyhleri hakkındaki çeşitli taşkın ifadeleri ve Şiilerin imamları hakkındaki aşırı düşünceleri asla doğru değildir. Zira Allah’ın tek yöneticiliğine gölge düşürmektedir.

Büyük Şirkin Zararları:
Büyük şirkin kişiye birçok zararı bulunmaktadır. Bunlardan başlıca üç tanesi şöyledir:

Allahu Teâlâ’nın bağışlamayacağı en büyük günahtır. O şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz, ondan başkasını da dilediğine bağışlar.” (Nisa, 48-116)

Sâhibi için Cennetin haram kılınmasına sebep olarak ebedî cehennemde kalmayı gerektirir. Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki her kim, Allah’a şirk koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Maide, 72)

Yapılan tüm amellerin boşa gitmesine sebep olur. Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: Eğer Allâh’a şirk koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette hüsrana uğrayanlardan olursun.” (Zümer, 65)

Bütün burada zikredilenler, imanın aslına ters düşen ve ona zıt olan davranışlar olup sahibini İslam dininden çıkarır. Rabbimiz, bizi ve ehlimizi şirkin büyüğünden ve küçüğünden muhafaza etsin. Allahu Teâlâ’dan affını ve onun âfiyetini dileriz, Allahumme âmin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir